Twitter’dan sonra Facebook Hashtag dönemi başladı…

Biliyorsunuz, özellikle Twitter’da kullanılan, Twitter’ın temel kullanım özelliklerinden bir tanesi olan hashtag’ler, herhangi bir konu hakkında konuşan milyonlarca kişinin mesajlarını indekslemeye, daha sonra yapılan aramalarda kolaylıkla fikirlerin paylaşılmasına yardımcı oluyor.

Facebook Hashtag

Facebook Hashtag

Wall Street Journal’da yer alan bilgiye göre de Facebook, şu an bu tip bir indeksleme sistemi üzerinde çalışıyormuş. Ne zaman tamamlanacağı bilinmez, ancak yakında Facebook’ta da “Gündem Maddeleri” sekmesini görürsek şaşırmayın.

Sosyal medya siteleri TwitterInstagram veTumbler‘ın kullandığı, konu başlıklarının paylaşılmasına yarayan “hashtag” (#) bundan böyle Facebook‘ta da kullanılabilecek. Facebook’tan yapılan açıklamada “hashtag” site üzerindeki sıcak konulara erişimde ilk adım olduğu belirtildi. Açıklamada, “Önümüzdeki aylarda, dünyanın konuştuğu konuları keşfetmenize yardımcı olmak için yeni araçlar hizmete sunacağız” dendi.
Yapılan açıklamaya göre Facebook üzerinde hashtag’lerin üç temel kullanım şekli olacak. Kullanıcılar Facebook üzerindeki durum güncellemeleri ve paylaşımlarına hashtag ekleyebilecekleri gibi, diğer servislerden taşınan hashtag’ler de tıklanabilir olacak. Ayrıca hashtag’ler Facebook aramasına da dahil edilecek.
Hashtag’lerle ilgili mahremiyet endişelerine gelince, Facebook hashtag yapısının site üzerindeki var olan mahremiyet ayarlarını değiştirmediğini, içerisinde hashtag kullanılmış olsun ya da olmasın tüm kullanıcıların bundan sonra da sadece kendileri ile paylaşılmış olan içerikleri görüntüleyebileceklerini ve bunun dışında kalan içeriklere erişemeyeceklerini açıkladı.
Bu açıklama ile birlikte hashtag’lerin Facebook’ta kullanılmaya başlanacağı kesinleşmiş oldu fakat bir anda tüm kullanıcılar için kullanılabilir olmayacak. Hashtag kullanımı kademeli olarak devreye sokulacak ve tüm kullanıcıların bu özelliğe sahip olması zaman alabilecek.
Arap Baharı ve Yeşil Bahar gibi olaylarda Twitter aktif kullanıldı son günlerde de Gezi parkı olaylarında Twitter hashtag kullanıldı.
Örnek: #direngezi, #direnankara, #direnturkiye
Facebook ayrıca hashtag kullanımını zaman içerisinde farklı özellikler ile zenginleştireceğini söyledi fakat bu konuda detay vermedi.
Reklamlar

Tarımsal Kalkınma İçin Dev Proje

 

 

 

Türkiye’de tarımsal verimliliği artırmak için dev bir adım atılıyor. Tarımda kalkınmayı sağlayacak proje Hudutsuz Ürün-Köy Projesi adını taşıyor.

3-980[1]

Türkiye’nin farklı bölgelerinde parçalanarak küçülmüş ve tarım dışına çıkmış toprak alanları tarıma yeniden kazandıracak dev bir proje başlatılıyor.

Hayata geçirilecek olan Hudutsuz Ürün-Köy Projesi kapsamında Türkiye’de tarımsal verimliliğin artırılması, tarımsal gelir ve istihdamın da yükseltilmesi sağlanacak. Yıllardır yapılan çalışmalar sonucunda Türkiye tarımsal kalkınma alanında önemli gelişmeler kaydetti. Bütün bu çalışmaları daha ileri boyuta taşıyacak Hudutsuz Ürün-Köy Projesi, tarımı ve tarım sektörünü daha da canlandıracak.

Miras gibi farklı sebeplerle parçalanarak küçülen arazilerin hem sahiplerini geçindiremediği hem de tarımsal verimliliğinin düşük olduğu gerçeğiyle yola çıkılan projede birçok köydeki araziler birleştirilecek. Söz konusu araziler kooperatif veya şirket bünyesinde birleştirildikten sonra arsa sahiplerinin payları oranında kooperatiflere ortak olması ya da arsa payının karşılığının ödenmesi sağlanacak. Hatta isteyen toprak sahibi proje kapsamında işçi olarak bile çalışabilecek.

Hudutsuz Ürün-Köy Projesi, tarımsal verimlilikle birlikte beraberinde enerji tasarrufunu da getirecek. Öyle ki gereksiz traktör kullanımından parsel yollarının yol açtığı kayıplara, parsel sınırlarındaki ürün kayıplarından köy – parsel arasındaki ulaşım giderleri de ortadan kaldırılmış olacak. Proje kapsamında ilk hedeflerden biri parsel içi mekanizasyon verimliliğini ne üst düzeyde artırmak olacak.

ra

Türkiye Cumhuriyeti Suriyeli sığınmacılara yardım için her türlü desteği sağlayacak

Başbakanımız, Türkiye Cumhuriyeti’nin Suriyeli sığınmacılara yardım için her türlü desteği sağlayacağını söyledi.

 

Recep Tayyip Erdoğan

 

Ülkemizde bulunan Suriyeli sığınmacılar için Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) koordinasyonunda; insani yardım kuruluşları, vakıflar, dernekler, meslek kuruluşları, medya kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla bir yardım kampanyası başlatıldı.

 

Konuyla ilgili olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın genelgesi ve banka hesap numaraları aşağıdadır:

 

“Suriye’deki olaylar sebebiyle yurtlarını terk ederek komşu ülkelere sığınmaya çalışan yüzbinlerce insan, can güvenliği, açlık,  susuzluk, barınma ve salgın hastalık sorunları ile karşı karşıya bulunmaktadır. Bir insanlık borcu olarak, muhtaç ve mağdur durumda bulunan dost ve kardeş Suriye halkına insani yardım için vakit kaybetmeden ve süratle harekete geçme ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Türkiye Cumhuriyeti, yardımlaşma ve dayanışma duygusuyla, halkımızın da beklentileri doğrultusunda; muhtaç ve mağdur durumda bulunan Suriyeli sığınmacılara yardım için her türlü desteği sağlayacaktır. Bu amaçla, Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) koordinasyonunda; insani yardım kuruluşları, vakıflar, dernekler, meslek kuruluşları, medya kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla bir yardım kampanyası başlatılmıştır. Başlatılan bu yardım kampanyasında; 1. Valiliklerimiz, belediyelerimiz ve tüm kamu kurum ve kuruluşlarımızca toplanan yardımlar ekte belirtilen hesap numaralarına aktarılacaktır. 2. Gerçek ve tüzel kişiler bu hesaplara doğrudan bağış yapabileceklerdir. 3. Sivil toplum kuruluşlarımızdan istekli olanlar, topladıkları yardımı bölgeye ulaştırmak üzere bu hesaplara aktarabileceklerdir. 4. Tüm yardım toplama faaliyetleri, 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu hükümleri çerçevesinde yapılacaktır. Halkımızın, ulusal ve yerel basınımızın, sivil toplum kuruluşlarımızın, kamu kurum ve kuruluşları ile her düzeydeki kamu görevlilerinin, meslek odalarının ve birliklerin, bir insanlık görevi olan bu yardım kampanyasına gönüllü olarak her türlü desteği vereceklerine inancımız tamdır.

Bilgilerini ve gereğini önemle rica ederim.”

 

 

BANKA HESAP NUMARALARI

 

T.C.ZİRAAT BANKASI AŞAĞIAYRANCI ŞUBESİ

TL-Hesap No  (IBAN)                               : TR920001000820555555555037ABD Doları Hesap No (IBAN)                   : TR650001000820555555555038EURO Hesap No (IBAN)                          : TR380001000820555555555039Banka Swift Kod No                                 : TCZBTR2A

 

T.VAKIFLAR BANKASI A.O.  FİNANSMARKET ŞUBESİ

TL-Hesap No  (IBAN)                                : TR790001500158007299814612ABD Doları Hesap No (IBAN)                    : TR480001500158048013341736EURO Hesap No (IBAN)                           : TR260001500158048013341744Banka Swift Kod No                                  : TVBATR2AXXX

 

T.HALK BANKASI BAKANLIKLAR ŞUBESİ

TL-Hesap No  (IBAN)                               : TR890001200940800005000016ABD Doları Hesap No (IBAN)                   : TR690001200940800058000109EURO Hesap No (IBAN)                           : TR420001200940800058000110Banka Swift Kod No                                 : TRHBTR2A

 

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin, kuvvetler ayrılığını en güçlü şekilde savunan ülke olduğunu belirterek, ”Çünkü bunun bedelini ağır ödedik, geçmişte ödedik. Düşünün Türkiye’de 330’a yakın bir oya sahip iktidar partisinin kapatılmasıyla karşı karşıya kalmış bir partiyiz. Onun için diyoruz ki, erkler yetki ihlaline gitmesin, yasama da gitmesin, yürütme de gitmesin, yargı da gitmesin” dedi. rte-ntv-21ak3 Başbakanımız, canlı yayınlanan NTV-Star ortak yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Başbakanımız, ”Kuvvetler ayrılığına gerçekten karşı mısınız-” sorusu üzerine, bunu, Konya’da iş adamlarıyla yaptığı sohbet toplantısında ifade ettiğini belirterek, ”Bir defa Türkiye’de kuvvetler ayrılığı prensibini en güçlü savunan partinin lideriyim. Bu konuyu bir defa altını çizerek güçlü bir şekilde ifade edeyim. Kimse bunu eğip büküp sağa sola çekmesin” ifadesini kullandı. O toplantıda içerikle olan yaşadıkları sıkıntıları dile getirdiklerini belirten Başbakanımız, ”Bu süreç içinde sorumluluk altında olan biziz, mesuliyeti olan biziz ama sırtında küfe olmayanlar veya boş küfeyle dolaşanlar rahat konuşuyorlar” dedi. Bir Başbakan olarak milleti ve ülkesi adına konuştuğunu ve bu sorumlulukla da milletinin bazı gerçekleri bilmesini istediğini ifade eden Başbakanımız, şöyle devam etti: ”Kuvvetler ayrılığı dediğimiz yasama, yürütme, yargının, Anayasa ve yasalarda belirlenmiş bir hareket alanı vardır. Bu belirlenmiş hareket alanı içerisinde bunlar hareket etmek durumundadır. Dolayısıyla yasama, yürütmenin alanına giremez, yürütme yasamanın alanına giremez, yürütme yargının yerinde olamaz, yargı, yürütmenin veya yasamanın yerinde olamaz. Hepsinin alanı bellidir. Fakat bizim ülkemizde öyle zamanlar yaşadık ki, baktık ki yargı bazen yasamanın da yürütmenin de alanına müdahale etti. Bunların en açık uygulaması yerindelik konusunda kendisini çok açık ve net ortaya koymuştur. Mesela bir 367 olayı yaşadık ki, Cumhurbaşkanı ile ilgili konuda, baktık yargı, Meclis’e, yasama organına müdahil oldu. 411 olayı yaşadık ki, tarihi bir olaydır, bir Anayasa’yı, özellikle Anayasa maddesini değiştirmeye yönelik bir olaydır. Kalktı, Anayasa Mahkemesi, yargı buna müdahil oldu. Burada yargı ne yapabilir- Bu hukuka uygun mudur, değil midir, ancak buna bakabilir. Bunun dışında herhangi bir yerindelik değerlendirmesini yapamaz. Yani kendisini yasama organı yerine koyamaz. Ama burada kalkmışlardır, yasama organı yerine koymuşlardır. Bir başka konuyu yürütmede yaşadık. Yürütme organı olarak, hükümet olarak, diyelim ki bir adım atıyoruz. Diyelim ki, Galataport’un satışı. Galataport’un satışını yapıyoruz ama yargı bunu engelliyor. Burada yargının yapacağı nedir- ‘Siz bu satışı bu şartlarda yapamazsınız?’ Nedir eksik, bunu söylersin. Ben o eksiği gidermek suretiyle gene bu özelleştirmeyi yaparım. Ama sen bana ‘yapamazsın’ diyemezsin. Çünkü yapmamı engelleyen bir yasa maddesi yoktur. Aynı şekilde Haydarpaşaport, İETT Garajı, İzmir Limanı satışıyla ilgili konu ki, Danıştay bu konuda iki ayda karar vermesi gerekirken, 2 ayda değil 2 yılı aşkın süre içinde karar vermiş ve orayı alan firma satıştan çekilmiştir. Adam bakıyor ki, yatırımımı buna göre yapıyorum. Türkiye Cumhuriyeti olarak dünyada hem prestij kaybediyoruz hem de ülke olarak böyle bir imkanı kaybediyoruz. Böyle bir rakamın Hazine’ye kaybettirdiğini düşündüğümüz zaman burada kaybeden millettir. Neden? Yargının bu şekildeki, yasanın dışına çıkarak attığı adımlar sebebiyle. Yani yerindelik kararına müdahale sebebiyle. Bizim burada karşı olduğumuz konu budur. Asla ve kata yasama, yürütme ve yargının buradaki yetki ihlaline karşı oluşumuzdur, bunun dışında herhangi bir şey değildir. Kuvvetler ayrılığını en güçlü şekilde savunan ülkeyiz, çünkü bunun bedelini ağır ödedik, geçmişte ödedik. Düşünün Türkiye’de 330’a yakın bir oya sahip iktidar partisinin kapatılmasıyla karşı karşıya kalmış bir partiyiz. Onun için diyoruz ki, biz burada, erkler yetki ihlaline gitmesin, yasama da gitmesin, yürütme de gitmesin, yargı da gitmesin.” Kıyamet moda oldu ”Kuvvetler ayrılığı açıklamanızın ardından adeta kıyamet koptu” denilmesi üzerine Başbakanımız, ”Kıyamet moda oldu bu ara zaten. Şirince’de de kıyamet kopuyor, nasıl bir kıyametse” diye espri yaptı. ”Siz ‘Başbakan, yargı hükümetin beklentilerine uygun hareket etmeli demek istiyor’ diyenlere ne yanıt verirsiniz? Biraz daha netleştirir misiniz?” sorusu üzerine Başbakanımız, yargının, yürütmenin yasalara aykırı aldığı kararları denetleme yetkisi bulunduğunu ifade ederek, yargının denetleme hakkını kullanacağını, buna karşı söyleyecekleri bir şey bulunmadığını kaydetti. Bir bakanın, bir şube müdürünün bir yerden bir yere tayinini yaptığını, yargının bu tayini durdurduğunu, tekrar alınan kararların tekrar durdurulduğunu anlatan Başbakanımız, ”11 kez, 12 kez bir şube müdürünü bir bakan atayamazsa, bu kişi orada 11, 12, 13, 14 yıl aynı yerde kalabiliyorsa burada ne ararsınız? Demek ki, bunların içeride dayıları var, bir şeyler var ki, onları orada tutuyor. Veyahut orada bir hukuk oluşturuyor ve birileri koruyor. Böyle asla idare güç kazanamaz. Bir mekanizmayı başarılı bir şekilde yürütecekseniz, işletecekseniz, burada verimliliği esas almak zorundasınız” diye konuştu. ”Bu manada yargıyı zaman zaman ayak bağı gibi mi görüyorsunuz?” sorusunu Başbakanımız, ”Bu sadece yargı için değil. Konya’daki konuşmaya bürokratik oligarşiden geldim. Bu sadece yargı ile alakalı değil. Kent hastaneleri projemiz var. Bunu 5 yıldır hayata geçiremiyorum” şeklinde yanıtladı. Kent hastaneleri hakkında bilgi veren Başbakanımız, bu konu ile ilgili yeni bir yasal düzenleme yapacaklarını bildirdi. Bunun maliyetleri artırdığını, önemli projeleri hayata geçirmekte zorlandıklarını, yatırımcıların tedirgin olduğunu, kredi kuruluşlarının kredi vermediğini kaydeden Başbakanımız, böylece Türkiye’nin güvenli bir liman olmaktan çıktığını söyledi. Başbakanımız, ”Demokrasilerde yasama, yürütme ve yargının birbirini denetlemesi, birbirinden ayrı olması gerekmiyor mu-” sorusuna, ”Birbirini denetlemesi demeyelim de yasalar içerisinde belirlenen yetki alanları içinde hareket etmesi diyelim. Ben o yetki alanında hareket etmesine özellikle davet ediyorum ve bizim bu kuvvetlerin de ortak hizmet etmesi gereken yerin bir millet, iki bu ülke olması gerekir diyorum. Bizim ortak paydamızın bu olması lazım. Ortak payda millet, ülke, devlettir. Bu her zaman olmuyor, zaman zaman oluyor, bu zaman zaman olması da bize çok şeyler kaybettiriyor. Biz muasır medeniyet seviyesi üzerine çıkacaksak, bu yarışı çok hızlı götürmemiz lazım” yanıtını verdi.      ”Gündem oluşturacak başlıkların ortaya konması gerekir” Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bazı açıklamalarının günlerce tartışıldığı, söylediklerinin anlaşıldığı şekilde olmadığının ortaya çıktığı hatırlatılarak, bunu bilinçli yapıp yapmadığının sorulması üzerine, bu tartışmaların olmaması durumunda başbakan olamayacağını söyledi. Gündem oluşturacak başlıkların ortaya konması gerektiğini ifade eden Başbakanımız, ”Gündem birilerinin elinde kalırsa, o zaman siz başbakan olarak onun peşine takılırsınız. Ben peşine takılmamalıyım. Bir şeyi yaparken, bunun enine boyuna tartışmasını yapmışsam, en yakın çevremdeki bazı arkadaşlarımla bunun görüşmesini yapmışsam, onlar bile bunun zamanlamasını bilmeyebilir, bir zamanı gelir ki onu gündeme oturturum, oturtmam lazım. Bu kabiliyeti sergileyemezsem o zaman böyle bir neticeyi de elde edemezsiniz” diye konuştu. Başbakanımız, yasama-yürütme-yargı noktasındaki hassasiyetlerinin belli olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti: ”26 yasalık Anayasa paketini düzenlerken biz yargıyla görüşerek, onlarla müzakere ederek adımını attık ve bu noktaya getirdik. Anayasa Mahkemesi’nin yeni yapılanması, Yargıtay’da dairelerin artırılması bununla oldu, kendileriyle görüşerek, Danıştay aynı şekilde. Dosyalar öyle birikmişti ki 2-3 sene dosyaların incelenmesine sıra gelmiyordu. Şimdi tam aksine bu hızlandı. Şu anda cezaevlerine giriş sayısı, yani tutuklama sayısı artmaya başladı. Çünkü dosyaların çabuk incelenmesi bakımından. Biz geciken adaletten şikayet ediyorduk, şimdi bu hızlandı. Şimdi bir normalleşme süreci olacak ama ne zaman olacak? Bu dosyalar bittikten sonra olacak.” Başkanlık sistemi tartışmalarına ilişkin soruya karşılık Başbakanımız, şunları söyledi: ”Başkanlık sisteminde kuvvetler ayrılığı ortadan kalkıyor mu, böyle bir şey mi var? Tam aksine daha da güçleniyor. Başkanlık sisteminde bir defa, Amerika’daki sisteme baktığımız zaman görüyorsunuz, orada ikili sistem var. İnceleme orada daha güçlü. Bir kongre, senato ve temsilciler meclisi olarak çok farklı bir noktada. Dolayısıyla birinden geçen diğer tarafta takılabiliyor. Siz bir başkan olarak bir helikopter satışını bile yapamıyorsunuz. Bakan, büyükelçi atayamıyorsunuz, kongreden geçmesi lazım. Ama bizim öyle bir sorunumuz yok. Şu anda atayabiliyoruz.” ”Meclise sunulan tasarıda bazı farklılıklar var. Başkanlık kararnameleri çıkarma yetkisi ve özellikle meclisi fesih yetkisi olması başkanın, kuvvetler ayrılığı ilkesine tamamen aykırı” denilmesi üzerine Başbakanımız, bunun Anayasa ile ilgili bir konu olduğunu söyledi. Başbakanımız, konuşmasını şöyle sürdürdü: ”Millet size böyle bir yetki veriyorsa, diyelim ki referanduma gidiyorsunuz. Millet diyor ki ‘ben başkana bu yetkiyi veririm’. Atatürk’ün döneminde işi nereye bağlamıştı? Getirip bağladığı yer, ‘Nihai karar merci TBMM’dir’ demişti. O zaman Gazi, kuvvetler ayrılığından değil, kuvvetler birliğinden bahsediyordu. Burası çok manidardır. Kuvvetler birliğinde getiriyordu TBMM adına Cumhurbaşkanı’na yetkiyi veriyordu. Cumhurbaşkanını yetkilerle donatıyordu. O günün savaş şartları, şu bu filan belki bunu bu şekilde… Ama ölene kadar bu, bu şekilde devam etti ve bunu İnönü de kullandı.” Türkiye’nin başbakanı olarak Amerika’nın başkanından daha güçlü olduğu ifade edilerek, neden başkanlık sistemi istediği sorulan Başbakanımız, hedefinin parlamentonun gücünü daha da artırmak olduğunu, referanduma açık yapıyı güçlendirmeleri gerektiğini kaydetti. Başbakanımız, AK Parti hükümetleri döneminde iki referandum yapıldığını anımsatarak, ”Bunun daha da fazla olması lazım. Zamanı geldiğinde rahatlıkla halka gidebilmelisiniz, halkımız da buna alışmalı. Zaman zaman ne deniyor, ‘halka sormuyorsunuz’. Yüzde 58 ile çıkmış olana bile muhalefetin saygı duymadığını görüyoruz. Parlamentodan cumhurbaşkanı çıkmasını engelleyenler, şimdi de diyorlar ki ‘Meclis seçsin’. Ana muhalefet partisi şimdi onu savunuyor. Meclis seçerken bunu kabul etmediniz, 367’ye itiraz ettiniz, 367’de oldu, buna rağmen şimdi de diyorsunuz ki ”Millet değil, tekrar Meclise dönelim” diye konuştu. Başbakanımız, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün kuvvetler ayrılığı ile ilgili açıklamasına ilişkin soru üzerine, ”Farklı bir şey söylemedim ben” dedi. ”Şehit anasını ağlatamam” Başbakanımız, terörle mücadele konusundaki çalışmalara ilişkin soruya karşılık, herkesin yerli yerinde bazı kanaatleri sergilerken, hükümetiyle, medyasıyla eğip bükmeden konuşması gerektiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: ”Ülkemizde öyle hassas konular var ki, bu konular içerisinde bizim bir dayanışmamızın olması lazım. Terörle mücadelede bir ittifak sağlayamıyorsak bu bizim için çok büyük bir açıktır. Onun için biz bir başlık attık, ‘Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi’ dedik. Başlık ortada. Bu başlığın eleştiri alacak yanı nedir, bunu merak ediyorum. İçeriği ile ilgili biz çok destek arayışına girdik. Medya, akademisyenler, siyasilerle görüştük, muhalif olan partilerle bu konuda görüşme yollarını aradık. Belli bir noktaya geldik. Bu konuyla ilgili çalışmamızda tabii şunu çok açık ve net söylüyorum, bir yanlış bir başka yanlışla düzeltilemez. Her zaman söylediğim bir şey var, burada bir kan varsa bunu kanla temizleyemezsiniz, pisliği pislikle temizleyemezsiniz, daha pis olur. Bu adımı iyi atmamız lazım.” Diyarbakır Cezaevi ile ilgili kanaatlerini daha önceden açıkladığını dile getiren Başbakanımız, şunları kaydetti: ”Bunları ben lanetle kınamışımdır. Çünkü o işin içinden geldik. O işkenceleri ben de gördüm. Hiçbir zaman çıkıp da meydanlarda bunları söylemedim. Partimiz kapatılmayla karşı karşıya kaldığı zaman biz tabanımızı meydanlara dökmedik. Dikkat edilirse bazı partilerin bu tür şeylerde ilk işleri hemen meydanlara dökmek, cam çerçeve indirmek, bazı yerlerde molotoflarla, bombalarla, şunu yapmak, bunu yapmak… Bunlar çıkış yolu değil. Demokrasiyi benimsemişseniz ve parlamentonun da içine girmişseniz bütün şeylerinizi burada aramanız lazım. Onun için dikkat edilirse ben bir yolculukta ifadeyi şöyle kullandım, ‘Biz teröristlerle mücadeleye devam ederiz ama parlamentonun içindeki uzantılarıyla müzakere ederiz’ dedim. Bunu da bir şeylere rağmen söyledim. Bu konuyla ilgili daha önce Oslo’ydu, İmralı’ydı, bu konuda da devletin eli ayağı var. Hükümet bu enstrümanları yerli yerinde kullanır. Bu sadece Türkiye Cumhuriyeti’ne ait bir şey değil. Dünya bu işi böyle uygulamış. Biz bunları çok kullandık ve ben bu ülkelere ilgili bakan arkadaşlarımı gönderdim, oralara gidip ilgili bakanlarla görüşmeler yaptılar. O ülkelerin başbakanlarıyla bu konuları uluslararası toplantılarda bir araya geldiğimizde konuştum ve bu uygulamaları yaptım. Derdimiz, terörle mücadelede ülkemizi refaha, huzura nasıl ulaştırırız. Parlamentonun içindeki uzantının elinde bir yetki yoksa, hakikaten burada temsil kabiliyeti yoksa, bir irade kullanamıyorsa, gidip de teröristle de kucaklaşıyorsa, sarmaş dolaş olup öpüşüyorsa, ben onunla görüşemem. Çünkü ben şehidimin anasını ağlatamam, onları sıkıntıya sokamam. Bir kişiye şirin görüneceğim diye kalkıp böyle bir tarihi yanlışın içine giremem.” ”(Diyarbakır Cezaevi’ndeki filancaya işkence edildi, bana da böyle işkence yapılsa ben de dağa çıkarım)… Hayır, bizim yolumuz bu değil” diyen Başbakanımız, şöyle devam etti: ”Biz bir yol seçtik kendimize. Dağdaki, dağdan kaçanı öldürüyor, infaz ediyor. Şunu da açık söyleyeyim, bizim değerlerimizin içinde bu yok. Öyle bir anlayış yok. Bizim değerlerimizin içinde yol hiçbir zaman bu değildir. Bizim yolumuz nedir? Biz kalkıp anlatacağız, ikna yollarını seçeceğiz. Bunları merkeze, doğru yola çekebiliyorsak ne mutlu bize.” Başbakanımız, canlı yayınlanan NTV-Star ortak yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı. ODTÜ’de ”Göktürk-2” uydusunun fırlatılması dolayısıyla düzenlenen tören sırasında yaşanan olaylarla ilgili soru üzerine Başbakanımız, bu üniversitenin yönetimini anlamadığını belirterek, ”Bu üniversitenin yönetimi samimi değil, bu kadar açık konuşuyorum” dedi. Başbakanımız, 6 ayda bir Bilim Teknoloji Yüksek Kurulu toplantısını ODTÜ’nün içindeki TÜBİTAK merkezinde yaptıklarını hatırlatarak, bu toplantıya bakanlar, rektörler, TÜBİTAK üyeleri, askeri temsilciler, 100’ün üzerinde üst düzey yetkilinin katıldığını ve burada ülkenin bilimsel, teknolojik alanda dünü ve bugününü konuştuklarını, kararlar aldıklarını anlattı. Bu toplantıların birinde de böyle bir öğrenci grubunun, toplantı yapılan mahalli taşlamaya başladığını ifade eden Başbakanımız, ”Allah aşkına soruyorum size, bir üniversite genci veya gençleri böyle bir toplantının yapıldığı yeri protesto adı altında taşlayabilir mi- Bağırıyorsun, çağırıyorsun ve tabii bunun üzerine oraya polisler geldi. Polisler geldikten sonra hepsini çembere alıp, öteledi” diye konuştu. Başbakanımız, bu olayın ise bunun çok çok ötesinde olduğunu ifade ederek, polisin oraya durup dururken gelmediğini söyledi. Kampüsün içinde kısmi bir güvenlik tertibatı bulunduğunu, daha sonra burada 300-400 kişilik grup tarafından böyle çok ciddi bir olay olunca, sırtında çantalar, çantaların içinde molotoflar vesairelerle araba lastiklerinin yakılmasına varıncaya kadar eylem başlayınca takviye istenildiğini ve grubun çembere alındığını anlatan Başbakanımız, bunun ”sözlü protesto” olmadığını vurguladı. ”Girmezsen girme” Başbakanımız, konuşmasını şöyle sürdürdü: ”Ben şuna üzülüyorum. Siz nasıl bir üniversite yönetimisiniz ki, kalkıyorsunuz orada o gün, Türkiye Göktürk-2’yi fırlatacak, gururlanmamız lazım. Siz ne biçim öğretim üyesisiniz, sizin yetiştirdiğiniz öğrenciler bunlarsa bizim ülkemiz batmış, bitmiş. Bu öğrencilerin gururlanması, ‘seyredelim’ demesi lazım. Yani ‘Şuralara dev ekranlar koyun da izleyelim’ demeleri gerekirken, orada gelip lastik yakıyorlar. Bunu yapan kim- Bu ülkenin evlatları, genç mühendisleri, böyle bir tasarım yapmışlar, böyle projeyi hazırlamışlar, bunu uzaya fırlatıyorsunuz, gururlanmamız lazım, hep beraber, aşkla kendi uydusunu artık uzaya fırlatıyor diye bu heyecanı duyması lazımken, bunlarda böyle bir heyecan yok. Ne rektöründe var, ne diğer akademisyenlerinde var. Ondan sonra utanmadan, sıkılmadan kalkıp söyledikleri şey; ‘polisin, güvenliğin olmadığı bir üniversite istiyoruz’. Neymiş? Derslere girmiyormuş. Girmezsen girme, bu tür öğretim üyeleri olsa ne olur olmasa ne olur. Bunların elinde ancak bunlar olur.” Eylem yapanların bir kısmının ODTÜ öğrencisi olduğunu, bir kısmının dışarıdan geldiğini, bir kısmının öğrencilikle alakası olmadığını, bir kısmının Hacettepe’den, bir kısmının farklı yerlerden geldiğini, bir kısmının farklı terör örgütünün mensupları olduğunu belirten Başbakanımız, şöyle devam etti: ”Bunların hepsinin sicilleri çıktı. Medya bakıyorsunuz bunları araştırmadan, tetkik etmeden sahipleniyor. Onları sahipleniyorsun da ülkenin Başbakanı, Meclis Başkanı, Genelkurmay Başkanı, rektörü hepsi oraya gidiyor. Sonra yine saldırı polise. Her olay polise fatura ediliyor. Polisin görevi ne- Orada güvenliği sağlamak. Orada lastikler yakılmamış olsa, molotoflar atılmamış olsa polis oraya neden girsin- Polis herhalde Meclis Başkanı, Başbakan, bakanların oraya geliş gidişi için güvenlik tedbiri alacak, burası uzay merkezi.” Gül’e davet gitmemesi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Göktürk-2 uydusunun uzaya fırlatılması törenine davet edilmemesine ilişkin olarak da şunları söyledi: ”Keşke TÜBİTAK böyle bir şeyi geçmemiş olsaydı. Bu davet tamamen bizim dışımızdadır. TÜBİTAK’ın davet listesidir, her şey onundur. TÜBİTAK sayın Cumhurbaşkanımızla bu konuyu görüşüp bunun kararını vermiş olsaydı, çok daha isabetli olurdu. Cumhurbaşkanımız gelir ya da gelmezdi, onun tasarrufudur. Ama bunu da medya bilmiyor, zannediyor ki bizim tarafımızdan böyle bir şey yapılmış. Bunun faturasını bize kesmeye çalışıyorlar. Organizasyon tamamen TÜBİTAK’a aittir ve onun merkezinde, ev sahipliğinde yapılmıştır. Bunun da özellikle bilinmesini isterim.” Başbakanımız, canlı yayınlanan NTV-Star ortak yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Milletvekili dokunulmazlıklarına ilişkin soru üzerine Başbakanımız, parlamento iç tüzüğü veya yasaların, dokunulmazlıkların nasıl kalkacağını veya bu sürecin nasıl devam edeceğini belirlediğini, ancak bugüne kadar bu işin bir kenara konulduğunu belirtti. Millete ve demokratik parlamenter sisteme rağmen birilerinin Türkiye’de sisteme ve devlete adeta meydan okuduğunu ifade eden Başbakanımız, ”Mesela Anayasamız’da 14. madde var. Yani devletin temel yapısını değiştirmeye yönelik bir engelleme koyuyor ama bunu tanımıyor. Gidiyor; ‘Biz asarız, keseriz, şöyle değiştiririz, böyle değiştiririz’ diyor. Bunu yapıyorsa ve terör örgütünün başını alıp bir mihmandar olarak her şeyinde kullanıyorsa, bu nedir- Bunun bu ülkede bir karşılığı olması gerekmez mi- Siz, hele bunu parlamentonun içine girmiş milletvekilleriyle yapma yoluna giderseniz, bunun bir karşılığının olması gerekmez mi-” diye konuştu. ”Peki ne zaman olacak bu, zamana mı yayılacak-” sorusuna karşılık Başbakanımız, yargının bu konuyla ilgili attığı adımların bulunduğunu, bu adımların fezleke olarak parlamentoya geldiğini ve bu konularla ilgili grup olarak çalıştıklarını ifade etti.      Uludere olayı Uludere olayı ve PKK terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan hatırlatılarak ”Söylemlerde daha dikkatli olmak, siyaseti güvenliğin çok gerisine itmemek daha doğru değil mi?” şeklindeki soru üzerine Başbakanımız, şunları söyledi: ”Biz AK Parti iktidarı olarak hep yaşatmanın gayreti içinde olduk, birileri de öldürmenin gayreti içinde oldu. Birileri öldürmenin gayreti içindeyken, buna kimler sahip çıkıyor, kimler sahip çıkmıyor bakmamız lazım. Dün Meclis’te bakıyorsunuz oradan bağırıyor; ‘Uludere bir soykırımdır’ diyor. Bunu söyleyen kişi Gediktepe’yi, Başbağlar’ı, Bingöl’ü konuşmuyor. Buralarda 17, 33 kişi öldü, askerlerimiz şehit oldu. Bunları kimse gündemde tutmuyor. Bu konuda medyanın da çok büyük vebali var. Ama şurada bir yıl boyunca herkes Uludere’yi herkes gündemde tutuyor. Uludere’nin üzerinde askeri yargının duruşu var, Diyarbakır’da sivil yargının duruşu var. Devam ediyor, takipte. Ama şöyle bir durum var. Bu ülkede Türk Silahlı Kuvvetlerimiz bazı imtihanlardan geçti. Nedir bu imtihan- Bir Gediktepe’yi yaşadığı zaman medya günlerce oradaki komutanın söylediği; ‘katırları koruyacakmış, çobanmış, şuymuş, buymuş’ diye dalgalarını geçtiler. Arkasından ne çıktı- Katırların sırtından doçkalar, silahlar çıktı. Bu silahlarla geldiler kışlayı bastılar. Şimdi aynı ikazlara rağmen bir kervanın yürüyüşü predatörler vasıtasıyla tespit edildi.” Bu görüntüleri seyrettiğini ve izlenimini aktaran Başbakanımız, ”Bir hareket var. Katırları ve insanları görüyorsunuz ama bu insanların sadece hareketini izliyorsunuz. Katırların üstü örtülü. Altında ne var tespit edemiyorsunuz” dedi. ”Bunlar terörist olmadığı taktirde kaçakçı olmaları gerekiyor öyle mi-” şeklindeki soruya karşılık Başbakanımız, ”O da olabilir veya müşterek. Ama buradan sıyrılıp kaçanlar oldu. Türkiye tarafından işaret atışları yapılmasına rağmen yürüyüşün devam etmesi hali var. ‘Bu kaçakçıdır, bu teröristtir’ değerlendirmesini ilgili mercilerin o anda yapması mümkün değil. Orası terör bölgesi. Terör bölgesi olduğu için de burada söylenen ne; ‘Efendim bunların hepsi zaten bilinen şeylerdi. Bunların hepsi bilinen şeyler olduğuna göre biz, buradan devamlı olarak bu kaçakçılık yapıyordur’. Burada iki şey var. Birincisi kaçakçılığı meşrulaştıralım, ikincisi eğer olay terör olayıysa kaçakçılık adına buna da göz yumalım. Böyle bir şey olamaz. Burada ister istemez ilgili güvenlik güçlerimiz sorulması gereken merciye sormuşlardır, verilen kararla görevlerinin gereğini yerine getirmişlerdir. Bu tür işlerde hata payı olmaz mı- Her zaman olur” yanıtını verdi. ”Uludere için özür dilenebilir mi?” Uludere olayında 34 sivil vatandaşın hayatını kaybettiğinin belirtilmesi üzerine Başbakanımız, şunları söyledi: ”Bu olayı bu kadar basite indirgemeyelim. İkide birde sivil vatandaş diyoruz. Terör örgütünün mensubu da sivildir. Ama o sivil görüntü altında teröristtir. Bunu da görmemiz lazım. Burada 34’te 34’ü böyledir, kanısına varmak için müsaade edin yargı kararlarını bekleyelim. Bakalım askeri ve sivil yargı ne karar verecek. Meclis Araştırma Komisyonu da bir çalışma yaptı. Onlar da bu çalışmanın neticesini açıklayacaklar. Bunları görmeden, ilk günden itibaren hep sivil, sivil, sivil… Hep böyle geliştirdik bu işi. Ben buna da bir beyin yıkama ameliyesi diyorum. Bütün bunlara rağmen bir adım attık. Dersim yanlışına düşmek istemedik. Ben o günün hükümeti değilim ama o günün adına devlet olarak özür diledim, üzüntülerimi bildirdim. Niye- Çünkü ben işin üzerine gidiyorum. Sonuç açıklandıktan sonra her şey olabilir. Ama beraat-ı zimmet asıldır kaidesinden hareketle, netice ortaya çıkmadan kalkıyor terör örgütü veya onun uzantıları bize ‘İlla sen özür dileyeceksin’.” ”Yani Uludere için de özür dileyebilir ileride?” sorusu üzerine Başbakanımız, ”Niye olmasın” dedi. ”Uludere’nin acısını paylaşıyorum” Başbakanımız’a eşi Emine Erdoğan’ın Uludere olayı sonrasında bölgeye gittiği hatırlatılarak ” Oradaki vatandaşlarda duygusal kırılma oldu. O duygusallığı paylaşıyor musunuz-” şeklinde soru yöneltildi. Başbakanımız, şu yanıtı verdi: ”Böyle bir duygusallığı paylaşmama olsa ben, ne başbakan yardımcımı, ne eşimi ne de kızımı oraya gönderirim. Demek bunu paylaşıyorum ki gönderdim. Ondan öte devletin bu tür olaylar karşısında resmen ödemesi gereken bir para var. Onun dışında yetki kullanarak bunun üzerine belli tazminatlar koyduk. Bunlarla bir iyi niyet ortaya koyuyoruz. Ama ben şimdi size soruyorum- Dersim olaylarını yaşamış iktidarın devamı durumunda olan ana muhalefet partisinin oralı olan Dersimli Genel Başkanı, acaba niçin Dersim’deki o katliamla ilgili en ufak bir ifade kullanamıyor. Niçin konuşamıyor. Faturayı, bedeli kime kesecek- Hep yazılı belgeler var elimizde. Onun için konuşamıyor. Yeri geldiği zaman şu andaki, ana muhalefetin başkanı şunu diyor, ‘Cumhuriyet’in banisi biziz. Biz Cumhuriyet’ten önce kurulduk’ diyor. Doğru Cumhuriyet’ten önce kuruldular. Dersim olduğu zaman onlar da tek partiydi, alternatif partileri bile yoktu.” ”Ama kalkıp bakıyoruz varsa yoksa Uludere” Uludere olayını bölücü terör örgütünün yayın organı Roj TV’nin allayıp pullayarak yayınlamasının kuşku verici olduğunu belirten Başbakanımız, bu olayın istismar boyutunu çok açık bir şekilde gösterdiğini belirtti. Başbakanımız, Bingöl ve Gaziantep’te de terör olaylarının yaşandığını ancak medyanın ve bazı sivil toplum kuruluşlarının bu olayların takibini yapmadığını, Uludere olayını ise bir yıldır sürdürdüklerini ifade etti. ”Ne, nasıl istismar ediliyor- Burada böyle bir durum söz konusu. Bunu, eğer bu şekilde bir değerlendirmeye tabi tutacaksak ben o zaman bu işin önüne Başbağlar’ı, Bingöl’ü, Siirt’i, Gaziantep’i, Güngören’i de koyarım. Bir Güngören olayını düşündüğümüzde nereye koyacağız bunu- Güngören’de yaşanan olay sıradan bir olay değildi. Çarşı, alışveriş yerleri ve konutların olduğu bir yerde terör örgütü geldi ülkenin gündemini, huzurunu kaçırmak için o eylemi yaptı. Bunların içinde çocuklar, yaşlılar, kadınlar var. Ama kalkıp bakıyoruz varsa yoksa Uludere. Böyle olduğu zaman biz soğukkanlı, tarafsız, yapıcı bir yaklaşım gösterilmeyince tabii ki bazı olaylara yaklaşırken sorumluluğumuzun bilinci içindeyiz ama buradaki yöntemimiz yargıdır. Genelkurmay Başkanımız üzüntüsünü belirttiği gibi ilk andan itibaren askeri yargıyı devreye sokmak suretiyle yaptı. Aynı şekilde Diyarbakır Savcılığı’nı davet ettik görevine. İşin üzerindeler, devam ediyorlar. Temennim odur ki milletin huzurunu kimse kaçırmasın. Kan üzerinden kimse beslenmesin” diye konuştu. Darbe komisyonu çalışmalarını tamamladı NTV-Star ortak yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtlayan Başbakanımız, ”Darbe komisyonu çalışmalarını tamamladı. Öncelikle Nimet Baş’ın bir açıklaması vardı. ‘Cinayetler kozmik odalarda planlandı’ dedi. Sizce hangi cinayetlerden bahsediyor? Bu cümle ne anlama geliyor ve devletteki derin yapı sizce tamamen tasfiye edildi mi-” sorusuna, ”Devletteki derin yapı tamamen temizlendi diye bir iddianın içerisinde olamam. Çünkü her geçen gün çok çok değişik şeyler olabilir. Bu kadar büyük bir iddianın içinde değilim. Herhalde dünyada otokratik rejimler de dahil olmak üzere derin yapının sıfırlandığı bir ülkeyi konuşmak kolay kolay mümkün değil” şeklinde karşılık verdi. Bu konuya Amerika ve Rusya’nın da dahil olduğunu belirten Başbakanımız, her ülkede kendi çapına göre bu tür yapılanmaların olduğunu aktardı. Bu yapılanmaların kalıcı olduğunu ifade eden Başbakanımız, bu durumun insan vücudundaki faydalı-zararlı virüsler gibi olduğunu kaydetti. Başbakanımız, ”bu yapılanmaların nasıl bir yaralama yaptığının, ciddi bir darbe getirip getirmediğinin” önem arz ettiğini aktardı. Bu tür yapılanmaların geçmişte Türkiye’de çok büyük yaralar meydana getirdiğini ifade eden Başbakanımız, ”Biz o derin devletteki yapıya nüfuz etmek suretiyle bu zararı aza indirgedik, bunu başarabildik. Şu anda bu konuda mafya, çete ile olan mücadeledeki başarımız toplumu rahatlatmıştır. Türkiye’de artık siyaseti bu yapı idare edemiyor veya etmiyor. Böyle bir gücü artık kalmadı” dedi. Bürokraside belli yerlere atamaları geçmişte bu yapı yaparken, artık bu atamalara söz konusu yapının nüfuz edemediğini kaydeden Başbakanımız, konunun üçlü kararnamede kendisinden geçemeyeceğini, bunun başarılamayacağını aktardı. Başbakanımız, bu yapının başarılı olması halinde yolsuzlukla mücadelede kendilerinin başarı sağlayamayacağını, ancak başarıyı yakaladıklarını dile getirdi. Başbakanımız, şöyle devam etti: ”Eğer bugün yolsuzlukla mücadelede başarılı olabilmişsek, grafiğimiz olumlu istikamette seyrediyorsa, bunun tek sebebi bizim çetelerle, mafyalarla mücadeledeki başarımızdır. Bu çok önemli fakat az önce de söylendiği gibi Nimet Hanım’ın açıklamasıyla ilgili olarak bu tür infazları tabi hep duyduk. Komisyonda açıklanan şeylerde öyle tipler oraya geldi ki, oradaki mesela bazı milletvekili arkadaşlarımıza edep dışı ifadeler kullandılar. Kendi karşısında onu görünce şok oldu. Çünkü o insana işkence yapmıştı. Açık söylüyorum, bu işkenceyi ben de gördüm. Belediye başkanlığı dönemimde hapse gittiğimde birçok arkadaşımız bizim arkamızdan maalesef işkenceye uğradılar. O işkenceye uğrayanlardan şimdi milletvekili olan arkadaşlarımız var.” ”Gazete sahipleri var, Albayrak’lar… Çoluk çocuk” sözü üzerine Başbakanımız, ”Onların hepsi ailece gece baskınlarıyla alındılar ve bunlara çok ciddi işkenceler yapıldı” dedi. ”Sizin kastınız hangi dönemdi, ‘Ben de gördüm’ derken” sorusuna karşılık Başbakanımız, ”1998-1999, o aralar. 2000… Öyle devam etti o” ifadesini kullandı. Turgut Özal’ın zehirlendiği iddiası ”Turgut Özal konusunda içinizde en ufak bir kuşku var mı- Çok tartışılıyor. Zehirlendi mi- Siz de o raporları gördünüz” sorusu üzerine Başbakanımız, o konunun kendisini ciddi manada üzdüğünü, konuyu Semra ve Ahmet Özal’la da görüştüğünü ifade etti. Başbakanımız, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün kafalardaki bazı bulanıklıkları gidermek için DDK’yı devreye soktuğunu, bunun neticesinde bir şeyler çıktığını, şu anda Adli Tıp’ın bile hala nihai kararını açıklayamadığını kaydetti. ”Çok zor değil mi başbakan olunduğu zaman kuşkular arasında yaşamak. Pek çok konuda kuşku var-” sorusuna karşılık da ”Şunu hep biliyoruz ki, dünyada liderlerin çoğu bunları hep yaşadılar. Bundan sonra da yaşayacaklar” ifadesini kullanan Başbakanımız, ”Size yönelik böyle bir teşebbüs oldu mu- Zehirleme teşebbüsü” sorusuna cevaben ise bazılarının ‘oldu’, bazılarının ‘olmadı’ dediğini, kendisinin bunların farkına varamadığını aktardı. ”Eşim zehirlenecekse ben zehirleneyim” Başbakanımız, ”Sizin yemek yönteminiz nedir? Bir tadımcınız var mı?” sorusu üzerine de Osmanlı dönemindeki çeşnici başını hatırlatarak, kendisinin yemekhanesiyle ilgilenenlere çeşnici başı denildiğini ancak bir alakası olmadığını söyledi. ”Eski bir Genelkurmay Başkanı, zehirleneceği ihbarını alması üzerine yemeğini aylarca evinden getirmiş. Size ya da Sayın Abdullah Gül’e buna yönelik bir şey var mı-” sorusuna karşılık Başbakanımız, Cumhurbaşkanı Gül’ün de bu konuda hassasiyetleri olduğunu anlattı. Başbakanımız, ”Eşi mi kontrol eder acaba yemekleri? Sizde kim kontrol eder? Önce kime tattırıyorsunuz, Emine Hanım’a mı?” sorusuna cevaben de ”O kadar da değil. Eşim zehirlenecekse ben zehirleneyim. Olur mu öyle şey? Benim Rabb’imden temennim, eşim benden önce ölmesin. Ben eşimden önce öleyim. Çünkü eşim benden önce ölürse bana kim bakacak?” dedi. Başbakanımız, tedbire önem verdiklerini, evlerine zaten güvendikleri elemanları aldıklarını kaydederek, dünyada organik-inorganik meselelerinden sonra bütün insanların tehdit altında olduğunu ifade etti. İstisnalar haricinde hiç kimsenin organik gıdalarla beslenmediğini aktaran Başbakanımız, eşinin bu konularda çok dikkatli olduğunu ancak ne kadar dikkat ederlerse etsinler, aldıkları bütün yeşil bitkilerde farklı şeyler çıkabildiğini, süt, yoğurt ve ette de aynı şeylerin yaşandığını anlattı. Başbakanımız, vatandaşların da organik şey yeme imkanı bulamadığını, böyle bir ortamda sağlıklı bir değerlendirme yapıldığında kanser hastalıklarının arttığını, bu tür hastalıkların yanlış beslenmeden ortaya çıktığını dile getirdi. ”Bazı kurum ve birimler arasında ciddi yanlış alışkanlıklar var” ”Siz de fişlendiğinizi söylediniz. Çok fazla ayrıntı vermediniz belki daha başka şeyler var mıydı? Bu konuyu gerçekten haberci hatta vatandaş olarak merak ettik ama bu adet tamamen kalkmadı diye bir şüphe oluştu Tunceli-Hozat’taki vakayla. Zaten İçişleri Bakanlığı müfettişleri de bunun yasaya aykırı olduğunu belirttiler. Bazı gazetecilerin de dinlenildiği çıktı ortaya. Ne dersiniz-” sorusuna karşılık da Başbakanımız, Hozat konusunda İçişleri Bakanlığı’nın konunun üzerine gittiğini ve şu anda olayın takibinin sürdüğünü ancak an itibarıyla neticelenmediğini söyledi. Başbakanımız, şöyle devam etti: ”Devletin bazı kurumları ve birimleri arasında ciddi yanlış alışkanlıklar var. Bu yanlış alışkanlıkları siz tamamıyla törpüleyip, kazıyıp atamıyorsunuz. Bu dinleme de buna dahil. Kim derse ki bunu tamamen kazıyıp attık, hayır. Ben de dahil bu dinleme bitmemiştir. Ben bunu burada söyledim. Yarın bazı yazılı görsel medya grupları, ‘Bunu durduramadıysan neden oradasın-” başlığını atacak. Öyle bir yanlış anlayışlar kumkuması içerisindesiniz ki, doğruyu söylersiniz ‘Eğer engelleyemediysen neden oradasın-‘… Tamam da bunun tarihine baktığın zaman, sizin geçmişiniz, dedeleriniz, babalarınız veya en yakınlarınız bu ülkenin iktidarında oldukları zaman bu işi engellediler mi, sıfırladılar mı- Bir defa tohumlama yanlış yapıldı. Yanlış bir tohumlama üzerinde bu sistem kuruldu. Onun için bu sistemi siz nereden düzeltmeye kalkarsanız kalkın bir yamalı bohça oluyor. Şu anda da böyle bir durumun içerisindesiniz ve yani makama burada kalkıp da bir böcek koydular, koymadılar vesairesinde, bunu sen bilemezsin ki. Zaten bu tür şeyleri yapanlar en yakınınızda yapıyorlar. Biz ne yaptık, arama-tarama esnasında ilgili birimlerimiz bunu buldu, çıkardı. Epey oldu. Bunu bulup çıkartmak yetmiyor ki. Bunu buraya kim koydu, bunu da çıkartacağız.” ”Makam odanızda mı, aracınızda mı?” sorusu üzerine Başbakanımız, ”Evimin altındaki ofisimde olan şey. Bu tür şeyler ne yazık ki oluyor. Bütün tedbirlere rağmen oluyor. Sayın Baykal ve diğer milletvekilleriyle ilgili olan olay. Derin devlet dediğiniz olay var ya boş durmuyor onlar da çalışıyor. Bunlar devletin içine sızmış vaziyette, bunlar var” dedi. Baykal ile ilgili kaset Başbakanımız, ”Peki size bağlı olan istihbarat örgütleri veya derin devletin istihbaratı Baykal’ın kasetini kimlerin yaptığını bulabildi mi?” sorusuna da şu yanıtı verdi: ”Hayır. Dünyada teknolojinin getirdiği birçok sıkıntılar da var. Teknoloji bize çok büyük imkanlar sağlıyor ama getirdiği felaket var, onun da bir kıyameti var, onun bedelini de insanlık çok ağır ödüyor. İşte nedir- Bu. Bir şeyi yakalayamıyorsunuz. Ben o gece Meclis’te olmamış olsam devam edip gidecekti. Ama maalesef sayın Baykal, benim bu hassasiyetimi açıklamama rağmen anlayamadı. Biz o zaman, o olayı, Meclis’te kulisteyim, olayı duyduğum anda Binali Bey’e talimat veriyorum, anında orada hemen müdahale ediliyor. Bu müdahale ile giriliyor ve bu işi orada kestirebildi, müdahale şansı oldu. Aksi takdirde çok ciddi skandal olarak şeye girecekti. Ondan sonraki olayda da arkadaşların müdahaleleriyle bunlar oldu.” Başbakanımız, ”Kılıçdaroğlu’nu geçen hafta konuk ettiğimizde cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Abdullah Gül ile sizin aday olmanız durumunda Gül’ü destekleyebileceğini söyledi. Nasıl değerlendirirsiniz?” sorusuna ”Şimdi bu tür basit tartışmaların içine Tayyip Erdoğan girmez. Bu, Kılıçdaroğlu’nun çok basit alışkanlıklarıdır. Ben o tür atışmanın içerinde asla olamam. Sayın Cumhurbaşkanımız da yerini konumunu çok iyi bilir, ben de bilirim. Biz sayın Kılıçdaroğlu’nun önünde satranç taşı olmayız, bunu bilmesi lazım” yanıtını verdi. ”Bir siyasetçi olarak Deniz Baykal mı daha etkili muhalefet lideriydi, Kılıçdaroğlu mu?” sorusu üzerine Başbakanımız, şunları söyledi: ”Bunu, Kılıçdaroğlu’na soracaksınız. Kılıçdaroğlu’na böyle bir soru sorsanız o cevaplar ama ben cevaplamam. Ben sadece şunu söylerim. Kılıçdaroğlu sayın Baykal’ı ziyarete gittiğinde kapıdan çıkarken gazeteciler ‘Aday mısınız, değil misiniz-‘ diye sorduğunda, ‘Aday değilim’ demişti. Ertesi gün aday oldu mu- Aday oldu. Başka bir şey söylemeye gerek yok. Ben şu anda karakter çözüyorum. Bu bir karakter tespitidir. Olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol. Yani Mevlana merasimine gelip, orada Mevlana’nın bu sözünü söylemek, Mevlana’nın özünü kapmak değildir. Bunu yaşamında ortaya koyacaksın.” ”Mevlana, ‘Kim olursan ol gel’ demiş” denilmesi üzerine Başbakanımız, ”Gel de geldiğin gibi git demiyor, öğrendiğinle git diyor” dedi. ”Nereden nereye…” Başbakanımız, ”Bütçe konuşmanızda, ‘Partimizin asla Cumhuriyet ile hesaplaşmak gibi durumu yok’ dediniz. Liderliğini yaptığınız siyasi hareketi anlamak adına soruyorum, geçtiğimiz 10 yılla birlikte. Tayyip Erdoğan değişti mi- Muhafazakarlık anlayışınız nedir- ‘Cumhuriyetle hesaplaşma noktasında olmadık’ açıklaması yapma ihtiyacını neden hissettiniz-” sorusu üzerine, bunların yapılan atıflara bir cevap olduğunu söyledi. Sürekli son 10 yılın 79 yılla mukayesesini yapıldığını, bunun da ”Cumhuriyet ile hesaplaşma” olarak algılandığını anlatan Başbakanımız, ”Biz 79 senede neredeydik, son 10 senede nereye geldik? Bunu gösteriyoruz, bu bir mukayese imkanı versin” dedi. Başbakanımız, 79 sene içinde de bir şeyler yapıldığını, bir yerlere gelindiğini belirterek, savaş ve savaşın olmadığı dönemler yaşandığını anlattı. Nereden nereye gelindiğinin mukayesesini yapmaya hakları olduğunu ifade eden Başbakanımız, kişi başına milli geliri 3 bin 500 dolardan alıp da 10 bin 600 dolara getirdiklerini söylemenin hakları olduğunu kaydetti. Başbakanımız, son 10 yıla ilişkin ekonomik veriler hakkında bilgi vererek, ”Bunları anlatmayalım mı? Alan el değiliz artık veren el konumuna geldik. Böyle güçlü bir Merkez Bankası’na sahip olursanız, inşallah daha güçlü olacak, o zaman rahat hareket edersiniz” dedi. Kamu bankalarının borçlarını ödediklerini, zorunlu tasarrufta 13,5 milyar dolar ödediklerini, konut edindirme yardımlarını ödediklerini hatırlatan Başbakanımız, ”Bunları anlatmayalım mı- Bunları anlatınca bunlar Cumhuriyet ile hesaplaşıyorlar. Hayır. Biz cumhurun sahip olduğu bir Cumhuriyet ile asla bir hesaplaşma içine giremeyiz. Çünkü o bizim aradığımız bir şey zaten. Niye- Çünkü bu Cumhuriyet’in sahibi cumhur, yani millet, halk. Nasıl onunla hesaplaşırız. O bizim her şeyimiz” diye konuştu. Başbakanımız, ”Muhafazakarlaşma konusunda ne diyeceksiniz?” sorusuna ”Ben zaten muhafazakardım, muhafazakarlığım devam ediyor, değişen bir şey yok” karşılığını verdi.      ”Çok kazanan çok verecek” Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek Gelir Vergisi Reformu’nu anlatırken zenginlerden daha çok vergi alacağız’ dedi. Ama altı pek dolu görünmüyor. Bunu sizden rica etsek” sorusunu şöyle yanıtladı: ”Şimdi görülecek. Onun için bazı düzenlemelere gidiyoruz. Arkadaşlar o çalışmaları yapıyorlar. Yani çok kazanan çok verecek, az kazanandan daha az almanın esası bu. Bu işi gelişmiş ülkeler böyle yapıyorlar. Biz de şu anda gelişmekte olan ülkeyiz. Ama şu anda dünyada süratle gelişen 7 ülkeden bir tanesiyiz. Okuduysanız son raporlarda yerini alıyor. İnşallah atacağımız adımlarla ve ataklarla çok daha süratle gelişeceğiz. Onun için tabii çok kazananlar da bundan biraz rahatsız olacaklar öyle zannediyorum ama rahatsız olmasınlar. Çünkü kazanan bu ülke ve millet olacak, bu ülke güçlendikte onlar daha da sadece ulusal bazda değil uluslararası bazda daha da güçlenecek.” AK Parti Genel Başkanı ve Başbakanımız, canlı yayınlanan NTV-Star ortak yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı. ”Ergenekon sürecinde olup bitenler kamuoyunu ortadan ikiye böldü. (Bu, Cumhuriyet tarihinde bir devrimdir, yüzleşmedir) diyenler olduğu gibi, (Bu, Cumhuriyet tarihinin en büyük zulmüdür) diyenler de var. Gelinen noktada usul hataları, tutukluluk süreleri pek çok şey tartışıldı. Sizce sivil ya da adil bir yargılama yapıldı mı, yapılıyor mu-” sorusu üzerine Başbakanımız, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu kadar cesur olmadığını belirterek, ”Anayasa’nın ilgili maddesini burada göz göre göre çiğneyemem. Çünkü şu anda bir yargı süreci vardır. Bu yargı süreci içinde de yargıya müdahale yetkim yok. Ama şunu biliyorum ki, Silivri bir açık hava hapishanesi değildir. Silivri’de hem cezaevi vardır ve bu cezaevi en uygun şartlarda yapılmıştır. Yanında da adliyesi vardır ve adliyesinde de bu yargılama süreci devam etmektedir” diye konuştu. AK Parti’yi ilgilendiren bir konu da olduğu için partisinin hukukçularının ilgili suç duyurusunu yaptığını ifade eden Başbakanımız, ”Süreci ayrıca bizimle ilgili olan boyutuyla takip etmekteyiz. Onun için yargı burada ne karar verirse, biz ona güveniriz ve saygı duyarız” dedi. Eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk’un bu konuda bir af önerisi olduğunun hatırlatılması üzerine Başbakanımız, ”Böyle bir af gündemimizde yok. Biz şu anda sadece yargıyı takip ediyoruz. Sayın Sami Selçuk sadece kendi düşüncesini söylüyor. Oradan nasibini alanlar alır” diye konuştu. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) ”Ergenekon” davasına bakışına ilişkin görüşü sorulan Başbakanımız, ”TSK’nın kendisiyle ilgili olan boyutunda şüphesiz ki rahatsızlıklar var. Bazı rahatsızlıkları bizim de paylaştığımız oluyor. TSK mensuplarıyla ilgili veya bu ülkeden kaçma şansı olmayanlarla ilgili kişisel bir yaklaşımımdır, tutuksuz yargılanma yolunu teklif etmişimdir, benimsemişimdir. Ama bunun ötesine geçemem” yanıtını verdi. ”Hiç mi milletvekili adayı bulamadınız?” ”Yüce Divan, geçen hafta bir rüşvet iddiasıyla ilgili yüksek yargıç hakkında karar aldı. Dediler ki; deliller usulsüz toplandığı için beraat gerekir. Aynı iddialar Ergenekon ya da Balyoz dosyaları için de söyleniyor. Bunları Adalet Bakanı ile konuşuyor musunuz? Yani ne çıkar bu tablodan diye?” şeklinde yöneltilen soruya karşılık Başbakanımız, ”Bununla ilgili hukukçu arkadaşlarımla görüşmem oldu. Arkadaşlarım, bunun Ergenekon’a emsal teşkil etmesinin söz konusu olmadığı görüşündeler” dedi. ”Bir kanun çıkarıldı. O kanunun çıkarılmasında AK Parti’nin de bir iradesi vardı. Partinizde veya sizde bir direniş algısı oluştu mu? Milletvekilleri çıkabilir ve tutukluluk süreleri azalsın, içeride çok uzun kaldılar, çıksınlar biçiminde bir düzenleme oldu. Meclis Başkanı da ‘Anlayın artık’ dedi” sorusu üzerine Başbakanımız, şunları söyledi: ”Bütçe açış konuşmasında ana muhalefet partisinin genel başkanı bu konu üzerinde durdu. Daha sonra bizim arkadaşlarımızın da belgelerle bu konuyla ilgili bir cevabı oldu. Çünkü kendisinin okuduğu metinle arkadaşlarımızın vermiş olduğu bir taahhüt yok. Biz bunların mecliste yapılacak bir oylamayla çıkarılmasına yönelik bir düzenlemenin sözünü kimseye vermedik. Ben de metni okudum. O metinde bir defa böyle bir söz yok. Ana muhalefetin genel başkanının prensibi, hayatı hep bu. Bugüne kadar hep böyle geldi, böyle gidiyor. Verilmemiş bir sözü verilmiş gibi göstermek suretiyle güya bizi zan altına sokmak istiyor. O metni o gün orada arkadaşlarımız okudular, gerekli cevabı verdiler. Dürüst ve doğru davranmıyor. Bizim söylediğimiz şu; bu insanlar o dönemde içeride miydi, dışarıda mıydı? Hepsi tutukluydu. Bunların içinde mahkum olan da var. Bunları dışarı çıkarma düşüncesiyle bunlar aday yapıldılar. Bu yolu bir defa denemek, bu yola teşebbüs etmek hukuk devletinin ilkeleriyle bağdaşmaz. Siz dışarıda hiç mi milletvekili adayı bulamadınız da tutuklu olanları veya mahkum olanları bu milletin temsilcisi olarak, milletvekili adayı olarak gösterdiniz. Bu, CHP’nin de BDP’nin de mantığının ne kadar yanlış ve ters çalıştığını gösteriyor.” Başbakanımız, Milletvekili Seçimi Yasası’nın aday olabilme şartlarını düzenleyen maddesinde değişiklik yapılabileceğini belirterek, yasaya göre tutuklu veya mahkum olanların milletvekili adayı olamayacağını hatırlattı. Türk siyasetinde tutuklunun milletvekili adayı olup, serbest bırakılma örnekleri bulunduğunun belirtilmesi üzerine Başbakanımız, ”Ona bakarsanız, suçun nevine göre değişiyor derken, suçun nevi ağır olduğu halde çıkarılmış olanlar da var. Bu yanlışı yapmışlar diye aynı yanlışı biz yapmak zorunda değiliz. Eğer bu yolu bir açarsanız, başkaları da bu yoldan gelir girer” diye konuştu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, asker intiharlarıyla ilgili, ”Bunları Silahlı Kuvvetler üzerindeki bir oyun olarak da görüyorum, bunlar doğru şeyler değil. Askerin içerisinde intiharlar oluyor da dışarıda intiharlar olmuyor mu-” dedi. NTV-Star ortak yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtlayan Başbakanımız, gençlere ve girişimcilere önerileri ile Türkiye’de hangi alanlarda büyümenin yaşanacağı soruldu. Başbakanımız, teknolojinin bir bedeli olduğunu belirterek, geçmişte emek yoğun bir istihdam anlayışı olduğunu hatırlattı. Emek yoğun istihdam anlayışında, fabrikada çalıştırılan 100 kişinin yaptığı işi teknolojinin gelişmesiyle 2-3 kişinin yapabildiğine işaret eden Başbakanımız, bu işin bedelinin özellikle emek planında ağır olduğunu söyledi. Başbakanımız, istihdamda iyi bir yere gelinmesinin temelinde hizmet sektöründeki atağın etkili olduğunu dile getirerek, 2013’te işsizlik oranının yüzde 8,9’un altına düşeceğini ifade etti. Bilişim teknolojisi alanını önemsediğini aktaran Başbakanımız, gençlere bu alanda gelişme fırsatı verileceğini kaydetti. Başbakanımız, ”Eğitim sisteminde bilişim teknolojisine yönelik adımlarımızı artırıyoruz. Yüksek teknolojide Türkiye olarak yerimizi alamazsak, sıçramayı yapamayız. Şu an tarım sektöründen ki, orada da tarım endüstrisini yakalamak durumundayız, buradan da yüksek teknolojiye geçme noktasındayız. Girişimcilerimiz bu noktada çalışmalarını yapıyor. Küresel sermaye de bu noktada ülkemizde yatırımlarına adım atmaya başladı” diye konuştu. ”Devletçilik de bitti mi?” sorusuna Başbakanımız, ”Devletçilik bitiyor, o kontrolümüzde. Özelleştirme ile ilgili anlayışımız, kamunun bazı alanları hariç özelleştirmede çok kararlıyız” cevabını verdi. Fitch’in Türkiye’nin notunu artırması Başbakanımız, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’in Türkiye’nin notunu yatırım yapılabilir düzeye yükselttiği hatırlatılarak, geçmişte karşı karşıya geldiği bu tür kuruluşlarla barışıp barışmadığının sorulması üzerine, ”Hayır, hayır, barışmadım. Onlarla barışmam mümkün değil. Bunlar siyasidir” dedi. Yunanistan’ın kredi notunun 6 basamak birden yükseltildiğini aktaran Başbakanımız, ”Ya batmış burası, müflis. Her taraftan para alıyor, sen 6 basamak birden nasıl yükseltirsin- Türkiye’yi burada kalkıp gıdım gıdım oynuyorsun. Bunlar dürüst, samimi değiller. Belli merkezlerle danışıklı dövüş yapmak suretiyle baktılar ki para veriyoruz ama hala Yunanistan’a yatırım yapılmıyor, şöyle bir 6 basamak fırlatalım ki Yunanistan’a, bu işi bilmeyenler gidip yatırım yapsın. Kendi kendilerini aldatıyorlar. Yine yatırım yapmaz işini bilen. Adalarını satıyor hala orada 6 basamak yükseltiyorsun. Ne zaman görülmüş bu tarihinde- İsmini vermeyeceğim o kuruluşun ama çok çirkin bir yaklaşım, böyle bir şey olmaz” diye konuştu. ”Kadına yönelik şiddettin takipçisiyiz” Kocası tarafından şiddete maruz kalan AK Parti Ağrı Milletvekili Fatma Salman ile konuşup konuşmadığı ve kadına yönelik şiddetin temelinde neyin olduğu sorulan Başbakanımız, konuyla ilgili alınabilecek tedbirlerin azamisini dünya genelindeki uygulamalardan da hareketle aldıklarını vurguladı. Başbakanımız, ”Buna belki şaşıracaksınız ama kadına yönelik şiddet aslında Türkiye’de oran itibarıyla artmıyor, eksiliyor. Eksiliyor ama şöyle bir durum var, geçmişte bunların medya takibi yoktu. Şimdi görünürlüğü arttığı için 1, 100 oluyor, 1000 oluyor. Öyle bir algılama var. Algılamada bir sıkıntı yaşıyoruz. Yoksa çok ciddi bir takip var. Bu tür şiddeti uygulayacak olanların geçmişte istatistiki bilgileri yayınlanmıyordu. Şimdi bunların hepsinin istatistiki bilgileri yayınlanıyor. Biz tabii bu işin takipçisiyiz, kovalıyoruz. Ne tedbir gerekiyorsa A’dan Z’ye bunları alıyoruz” diye konuştu. Başbakanımız, milletvekili Salman ile görüştüğünü söyledi. İslamiyet’te kadına şiddet uygulama hakkının olmadığını dile getiren Başbakanımız, şöyle devam etti: ”Kadın da erkeğe vuramaz tabii ki. Böyle bir şey yok. Bunu yapıyorlarsa bunun yeri farklı, dolayısıyla hukuku da neyse bunun uygulanması lazım. Biz bu konuda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nı bunun için daha da güçlendirerek ve orada kadınla ilgili birimi çok daha güçlü hale getirerek, kurmuş olduk. Yasada çok ciddi düzenlemeler getirdik, bunlar yakalandığı anda tespitinde, vesairesinde cezai müeyyideleri de alır.” Asker intiharları Başbakanımız, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki asker intiharlarıyla ilgili soru sorulması üzerine, konuyla ilgili bir albayın bazı televizyonlarda açıklamaları olduğunu hatırlattı. İntiharların birçok nedeni olduğunu ifade eden Başbakanımız, konuşmasını şöyle sürdürdü: ”İçeriyle ilgili olanlardan çok aslında dışarıyla ilgili olanları da var. Ağırlıklı olarak konuyla ilgili bu daha çok er, erbaşlar içerisinde oluyor. Bununla ilgili edindiğim bilgilerden, Genelkurmay Başkanlığı’nın bana açıkladığı ve daha sonra albayımızın bilimsel olarak açıkladıklarından Türkiye aslında çok çok gerilerde. Mesela ABD 1 numara bu olaylarda. Bizde ise bunlar dışla ilgili olması nedeniyle maalesef bu tür şeyler oluyor. Geçen hafta Genelkurmay Başkanımızla bu konunun aramızda değerlendirmesini yaparken konu üzerinde hassasiyetini çok açık net gördüm. ‘Şu anda bu tür olayları A’dan Z’ye inceletiyoruz’ dedi. Tabii son 10 yılın bilgisini kendisinden istediğimde, yarı yarıya bu olayların azaldığını görüyoruz. Niye- Kontrol sebebiyle. Bunların birçoğu da maalesef psikolojik şeyler. Darpla, şiddetle diyorlar. Bu konularda şu anda hava askerin içeresinde de değişmiş vaziyette. Böyle bir şeye müsamaha göstermeleri, müsaade etmeleri söz konusu değil. Son dönemde bir üsteğmen hanımla ilgili bazı şeyler konuşuluyor. Bunlarla ilgili bazı açıklamalar isteniyor ama her şey her yerde rahatlıkla açıklanmaz, açıklanamaz. Bunların nedenini onlar açıklamak durumunda değiller. O açıklayanlar bellidir. Onun da yine yargı süreci var, yargının içerisinde zaten onun incelemeleri de yapılıyor. Dolayısıyla o bilgiler oradan da alınır.” Başbakanımız, medyadaki bazı yaklaşımları doğru bulmadığını vurgulayarak, ”Bunları Silahlı Kuvvetler üzerindeki bir oyun olarak da görüyorum, bunlar doğru şeyler değil. Askerin içerisinde intiharlar oluyor da dışarıda intiharlar olmuyor mu- Dışarıda da sivil hayatın içinde de intihar oluyor. O zaman illa kalkıp da fatura kesmek için böyle bir şeyi yapmanın anlamı yok. Bu konularda bizim biraz daha milletçe de özellikle yazılı ve görsel medyadan ricam, daha hassas olmamız gerekir, hele hele sosyal medya” diye konuştu. Başbakanımız, canlı yayınlanan NTV-Star ortak yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Başbakanımız, köprü ve otoyol ihalesine ilişkin görüşlerinin sorulması üzerine, arkadaşlarının verdiği bilgiye göre günün şartları içinde Telekom’un özelleştirilmesinden sonraki en iyi fiyat olduğunu belirtti. Bununla birlikte Halkbank’ın yüzde 23’ünün özelleştirilmesinin dönemin en ciddi rakamları olduğunu anlatan Başbakanımız, ”Bu, şunu gösteriyor, 2012’nin sonundaki bu atakla 2013’e çok daha iyi giriyoruz” dedi. Köprü ve otoyolların bakımının konsorsiyuma geçtiğini anımsatan Başbakanımız, zam oranının da enflasyon oranını geçemeyeceğini belirtti. Başbakanımız, ”Ben istediğim kadar artış yaparım’. Böyle bir tasarruf yetkisi yok. Bu, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanımdan aldığım bilgidir. Zaten beklenen de budur. ‘Bunlar özel sektör, istediği gibi bunu yapar’. Hayır, böyle bir şey yok. Bakım onarımda da asla taviz söz konusu değil. Bakımını da onarımını da en güzel şekilde yapacak. Zaten yapmadığı takdirde aleyhlerine olacak bir şeydir” diye konuştu. Başbakanımız, Tüp Geçit’in fevkalade bir durum olmaması halinde 29 Ekim 2013’te açılacağını, 2015 yılında da lastik geçişlinin hizmete alınacağını belirterek, 3. Köprü’de de hedefin 2015 yılı olduğunu bildirdi. Başbakanımız, ”Şu anda temel atma hazırlıkları başlamış vaziyette. Bu konuda grup, bugüne kadar yaptıklarıyla inandırıcı bir grup. Bu işi başaracağına inanıyorum. 3. Köprü’nün yapılışıyla birlikte ağır vasıtaların kuzeye çıkması 1 ve 2’nci köprülerin yükünü alacaktır. Belli saatlerden sonra Fatih Köprüsü’nden ağır vasıtalar geçsin gibi uygulamalar ortadan kalkmış olacaktır. Oralar tamamıyla normal vasıtalara kalacak” bilgisini verdi. İstanbul’a yapılacak 3. Havalimanı hakkında da bilgi veren Başbakanımız, bu havalimanıyla da diğer havalimanlarının yükünün azalacağını anlattı. Dış politika Başbakanımız, Suriye politikalarına değinerek, şunları söyledi: ”Hiçbir zaman Esed’in siyasi ömrüyle ilgili süre vermedim ama gidici dedim. Şimdi yine aynı şeyi söylüyorum. Er veya geç gidicidir. Esed’in orada kalması mümkün değil. Niye- Benim siyasette inandığım şey şudur, bir halk sizi kabullenmiyorsa, size inanmıyorsa orada iktidarda kalamazsınız. Er veya geç gidersiniz. Demokrasilerde de böyledir, antidemokratik sistemlerde de böyledir. Kalamazsınız. Esed de gidecektir. Niye? Orada azınlığın çoğunluğa tahakkümü vardır. En sonunda işi nereye getirmiştir, mezhep savaşına getirmiştir. Şu anda belli bir Sünni grup da onun korkusuyla tahakküm altındadır. Orada maalesef bir mezhep savaşı vardır. Esed’in karada hakimiyeti kalmamıştır. Arazide muhalif güçler hakim durumdadır. Bu bombalamalar sırasında şu ana kadar 50 bini aşkın insan öldü. Şu anda bizdekilerle beraber düşündüğümüz zaman 550-600 bin insan göç etmiş durumda. Ülke içinde de 2,5 milyon insan göç etmiş vaziyette, böyle bir durum var.” ”Suriye ile tek sorunu olan ülke Türkiye’ymiş gibi bir izlenim var. Bir geri adım atma söz konusu olabilir mi?” sorusuna Başbakanımız, ”Böyle bir şey söz konusu değil. Bir defa sadece Türkiye olmuş olsa Esed güçlü olurdu. Esed şu anda her gün kan kaybediyor. Rusya Devlet Başkanı buraya geldiğinde yaptığımız basın toplantısında ‘Esed’in avukatı değiliz’ dedi. Yine yaptığı bir açıklamada, ‘Biz kesinlikle ne avukatıyız, ne de yanındayız’ dedi. Ama geçmişten gelen bazı birliktelikler sebebiyle birden kesip atmış değiller” karşılığını verdi. Başbakanımız, ”Esed’in en büyük destekçisi İran mı?” sorusunu, ”Evet aynen öyle” diye yanıtladı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden beklenen karar çıksaydı, Esed’in daha erken gideceğini belirten Başbakanımız, o durumda İran’ın desteğinin de bir ederi olmayacağını söyledi. ABD’ye yapacağı ziyaretin sebebinin sadece Suriye olmayacağını ifade eden Başbakanımız, Türkiye-ABD ilişkileriyle ilgili birçok konuyu gündemlerine alacaklarını, bölgeyi konuşacaklarını anlattı. ”Temennim, olmamasıdır” Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Irak’taki gelişmelerin çok çok önemli olduğunu vurgulayarak, konuşmasını şöyle sürdürdü: ”Irak’taki rahatsızlık yarın Suriye’ye dönüşebilir. Çünkü orada da ciddi bir mezhep farklılığı var. Orada Kürt, Arap, Türkmen ağırlıklı olarak Sünni’dir. Öbür tarafta da Şia var. Şia’nın içerisinde ılımlısı var, bir de katı olan grup var. Ilımlı olanların bu davranışlarını korumaları halinde, merkezi yönetimin yaptıklarından Irak kurtulur, bölge kurtulur. Şu anda merkezi yönetim Irak’ta azınlık hükümetidir. Ama azınlık hükümeti olmasına rağmen aldığı destekle Şia olduğu için maalesef şu anda onlar da halkına zulmediyor. Bizim Kuzey Irak ile olan münasebetlerimizi niye yadırgıyorsun- Bizi zaman zaman tehdit ediyor. Neyle- Türk şirketlerini dışarı şey yapacakmış. Rusya ve Çin ile savunma sanayine yönelik ilişkilerini artırdığını söylüyor. Bütün bunların hepsi Türkiye’ye karşı atılmış adımlar. Bizim bunlarla yaptığımız anlaşmalar var. Kimsenin oraya girmediği dönemde yatırımcım risk alarak alt ve üst yapısını ayağa kaldırmaya başladı.” ”Irak’ta bölünme tehlikesi görüyor musunuz?” sorusuna karşılık Başbakanımız, şunları kaydetti: ”Temennim olmamasıdır. Böyle şeyler konuşuluyor ama bunların kesinlikle olmaması lazım. Birlikteliğini koruması lazım. Birliktelikle beraber Türkiye-Irak dayanışmasının aslına uygun olarak devam etmesi gerekir. Temennim odur ki, bir an önce orada da demokratik parlamenter sistem bir an önce kurulsun. Bir an önce seçime gidilsin. Orada seçime bir yıl kadar bir süreç var. Bu süreç içerisinde de ‘kendime ait güvenlik güçlerimi kurayım, bununla beraber daha çok zulmedeyim’ anlayışı değil, halka dayalı bir sistemin oturtulması ve bu sistemin düzenli hale gelmesi gerekir. Bu arada Talabani’nin hastalığı sebebiyle bu belirsizliğin netleşmesi de önem arz ediyor. Burada da herhangi bir provokatif karar değil, Irak’ı rahatlatacak, güven ortamını tesis edecek bir karar alınması da temennimizdir. Kendisine şifa dilerken, oradaki tüm siyasi gruplara itidal tavsiye ediyoruz. Irak selamete çıkarsa bölge, Suriye ve Türkiye’siyle çok daha güçlü refah, huzur bölgesi olur.” ”Saçmalıyor bu Genelkurmay Başkanı” Başbakanımız, ”İran ile Esed sonrası bir anlaşma olabilir mi? Patriotlar sonrası İran Genelkurmay Başkanı’nın, ‘3. Dünya Savaşı çıkabilir’ şeklinde sert bir açıklaması vardı” sorusu üzerine, şunları söyledi: ”Saçmalıyor bu Genelkurmay Başkanı. Benim cevap vermem gereksiz. Genelkurmay Başkanı önce kim ve ne adına konuşuyor? İran’da kim, kim adına konuşuyor, ne adına konuşuyor? Orada şu anda söylem kimdedir? Kim konuşur, nasıl konuşur bilinmediği için de bunlar konuşulmaya devam ediliyor. Biz kendi işimizi biliriz, kendi kararımızı veririz. NATO mensubu bir üyeyiz. NATO mensubu bir üye olarak beni ana muhalefet partisi bile anlayamıyor, kendi topraklarımızı NATO’ya devrettiğimizi söylüyor. NATO’nun, üye ülkelerin toprakları üzerinde ‘NATO oraların savunma haklarının koruyucusudur’ diye bir hüküm var. Burada bizim sınır güvenliğimizi sağlamak konusunda bir müracaatımız varsa, NATO bize destek olur. Bizim topraklarımızın korunmasına yöneliktir. Bunu söyledik diye adam bizi topraklarımızı vermekle, bilmem ne yapmakla… Bunlar çok basit ifadelerle güya kendilerine siyasi rant elde etmenin gayreti içindeler. Diyelim ki biz Balkanlar’dayız. NATO bizi davet etti, gittik. Biz orada işgal kuvveti miyiz? Afganistan’dayız. Afganistan’da işgal kuvveti miyiz? Ben şu anda Sayın Karzai’ye diyorum, ‘Bize ne zaman tamam artık gidebilirsiniz derseniz, biz oradan ayrılırız’. Biz NATO Birliği olarak oradayız. Münasebetleri böyle geliştiriyoruz. Bunların siyasi bilinci daha gelişmemiş, sıkıntı burada. Biz de teklifimizi yaptık, Amerika, Hollanda, Almanya hepsi ikişer batarya verdiler. Bunlar Gaziantep, Kahramanmaraş ve Adana’ya yerleştirilecek. Ona göre de burada bir yıllık sürede görev yapacaklar. Uzatılması talebinde bulunursak uzatılır. Normalleşme olursa, bizim de ihtiyacımız kalmayacaktır. Onların da kendi bataryalarına zaten her an ihtiyaçları var.”

Büyüme beklentisi 2012 yılı için yüzde 3 seviyelerinde olacak…

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Türkiye’nin 2012 yılı büyümesinin yüzde 3 civarında olacağını belirterek, ”Ama bu büyüme sıhhatli bir büyümedir. Bu büyümede dış talebin katkısı artı 5 puan, iç talebin katkısı ise eksi 2 puan seviyesindedir” dedi.

alibabacan68989[1]

Babacan, 2013 ve sonrası dönemde de çok daha dengeli, sürdürülebilir büyüme oranlarının Türkiye’de görüleceğini kaydetti.

TBMM Genel Kurulu’nda, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı üzerindeki son konuşmalarda Hükümet adına söz alan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Tasarısı’na katkı koyan herkese teşekkür etti.

2007 yılından itibaren tüm dünyayı etkileyen küresel krizin aşamalarının devam ettiğini ifade eden Babacan, dünyanın en büyük ekonomilerinin hala problemlerini çözemediğini vurguladı. ABD’nin 10 gün sonra içine düşebileceği mali uçurumu tartıştığını, pek çok AB ülkesinin derin bir bankacılık ve borç kriziyle uğraştığını, Japonya’da 2007 yılından bu yana 6. hükümetin göreve geldiğini anlatan Babacan, Çin, Brezilya, Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelerin de büyüme oranlarını her ay aşağı yönlü revize ettiğini dile getirdi.

Gelişmiş ülkelerde yüzde 100’leri aşan kamu borçlarının uzun yıllar bu ülkelerin büyümesine baskı oluşturacağını belirten Babacan, ”Bu krizin etkileri yıllarca, hatta bazı ülkeler için on yıllarca aşılamayacak” dedi.

Türk ekonomisindeki büyüme

Türkiye’nin, 2008, 2009 öncesinde izlemiş olduğu politikalar ve gerçekleştirdiği reformlar sayesinde krizin etkilerinden önemli ölçüde uzak durduğunu belirten Başbakan Yardımcısı, böylece Türkiye’nin diğer ülkelerden ayrıştığını söyledi.

2009 yılında açıkladıkları Orta Vadeli Program’daki tüm uygulamaların gerçekleştirildiğini, hatta Türkiye’nin genel performansının öngörülenden daha öte bir performans olduğunu ifade eden Babacan, ”Bütün politikalarımızın merkezine güven ve istikrar kavramlarını oturtuyoruz. Devlet sağlam olacak ki devletin kurumları mali açıdan sağlam olacak ki o ülkenin hem reel sektörü hem de finans sektörü sağlıklı bir şekilde çalışabilsin” diye konuştu.

Güven ve istikrarı önceleyen politikalar sonucunda Türkiye ekonomisinin 2010 yılında yüzde 9,2, 2011 yılında yüzde 8,5 gibi yüksek büyüme oranlarına ulaştığını kaydeden Babacan, işsizliği düşürme konusunda da en başarılı ülkelerden birinin Türkiye olduğunu bildirdi.

Türkiye ekonomisinin 2012 yılında yüzde 3 civarında büyüyeceğini ifade eden Babacan, ”Ama bu büyüme sıhhatli bir büyümedir. Bu büyümede dış talebin katkısı artı 5 puan, iç talebin katkısı eksi 2 puan seviyesindedir” dedi.

Enflasyon ve cari açıktaki düşmenin devam ettiğini anlatan Babacan, dolayısıyla 2013 ve sonrası dönemde de çok daha dengeli, sürdürülebilir büyüme oranlarının Türkiye’de görüleceğini bildirdi.

Başka parlamentolarda neler tartışılıyor

Şu anda pek çok ülkede 2013 yılına ilişkin bütçe tartışmalarının yapıldığını belirten Ali Babacan, şöyle konuştu:

”Diğer parlamentolarda neler görüşülüyor diye bakmakta fayda var. Şu anda pek çok parlamento memur ve emekli maaşlarının ne kadar düşürüleceğini tartışıyor. Eğitim, sağlık harcamalarından ne kadar kesilmesi gerektiğini tartışıyor. Pek çok parlamento şu anda kaç memurun işten çıkarılması gerektiğini tartışıyor. Pek çok parlamento üniversite harçlarının ne kadar artırılacağını tartışıyor. Çok şükür bizim bütçemiz tüm sosyal harcama alanlarında ciddi artışları 2013 için öngören bir bütçe. 2013 bütçesi aynı zamanda üniversite harçlarının artık kaldırıldığı bir bütçe. Sosyal harcamalarımız 2012 yılına göre yüzde 25 oranında artırılıyor önümüzdeki sene.

Biraz önce sayın konuşmacılardan biri (bütçe görüşmeleri çok sakin geçiyor, bir rehavet var) dedi. Çok şükür bu, Türkiye’nin güven ortamının, istikrar ortamının da bir göstergesi. Allah korusun Türkiye bir başka ekonomik dönemden geçseydi buradaki tartışmalar böyle sakin, huzur içinde geçer miydi diye sormak lazım.”

Babacan, TBMM Genel Kurulu’nda, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı üzerinde Hükümet adına yaptığı son konuşmada, siyasi reformların devam edeceğini, eğitimdeki reformların hızlı bir şekilde devam etmesi gerektiğini söyledi. Babacan, ”2023 hedeflerine ulaşmak istiyorsak, Türkiye’nin ileri bir demokrasi olmasını istiyorsak iyi bir eğitim sistemine ihtiyaç var. Hukukun üstünlüğü ilkesinin tavizsiz uygulanmasına ihtiyaç var. Bu konuda çok önemli adımlar attık. Geçtiğimiz 10 yıl, çok önemli bir dönem oldu, Türkiye’nin neredeyse bir çağ kapatıp bir başka çağ açması açısından. Ama önümüzde de daha uzunca bir reform listemiz var” diye konuştu.

Babacan, yoksulluk göstergelerinde tarihi düşük seviyelere ulaştıklarını belirtti. Türkiye’de geliri 1-2 doların altında yaşayan hiç kimse olmadığını belirten Babacan, 2002’de geliri 4,3 olan yüzde 30’luk bir kesim varken, bu oranın 2012’de yüzde 2,7’ye düştüğünü kaydetti. Babacan, ”İnşallah Türkiye 2015 yılında artık üst gelir, yüksek gelir ülke grubuna girecek” dedi.

Politikalarının çiftçileri, esnafı destekleyen politikalar olduğunu dile getiren Babacan, ‘Eğitime savunmanın 4’te 1’i kadar para ayırıyorsunuz” diyen kişinin, ya bütçeyi okumayı bilmediğini ya da hesap kitap bilmediğini bildirdi. Babacan, kamunun sağlığa 68 milyar TL, eğitime ise 69 milyar TL ayırdığını belirterek, eğitimin 2004 bütçesinden sonra bir numara olduğunu kaydetti.

Babacan, OECD ülkeleri arasında gayri safi yurt içi hasılasına göre, tarıma en çok destek veren ülkenin Türkiye olarak gösterildiğini söyledi.

”Dünyada 7. Avrupa’da 1.”

Türkiye’de genç işsizler olduğunun söylendiğini ifade eden Babacan, OECD’deki genç işsizlik ortalamasının yüzde 16, Türkiye’de ise yüzde 15 olduğuna dikkati çekti. Babacan, Türkiye’nin tarımsal gayri safi yurt içi hasıla olarak, dünyada 7. Avrupa’da 1. olduğunu belirtti.

Babacan, gelen turist sayısı açısından Türkiye’nin dünyada altıncı sıraya yükseldiğini kaydetti.

Altın ile ilgili işlemlerin sanki Türkiye’nin büyümesini olduğundan farklı gibi gösterdiğini belirten Babacan, bununla ilgili olarak Kalkınma Bakanlığı’nın gerekli açıklamaları yaptığını, TÜİK’in altın istatistiğinin nasıl tutulacağını açıkladığını belirtti.

Ali Babacan, ülkede yoksulluk edebiyatı yapıldığını, satın alma gücü düşüyormuş gibi bir algı oluşturulmaya çalışıldığını söyledi.

En düşük memur maaşı 2002’de 382 kilogram makarna alırken, bugün 695 kilogram aldığını belirten Babacan, ”48 kilogram dana eti alırken şimdi 66 kilogram dana eti alıyor. 235 litre ay çiçek yağı alırken bugün 256 litre alıyor. Asgari ücrete geçiyorum: 182 kilogram ekmek olmuş 288 kilogram. 143 litre süt olmuş 316 litre. 110 kilogram şeker olmuş 232 kilogram şeker. Bu satın alma gücünün, refahın artmasıdır. Bunu dünyanın neresine götürüp anlatırsanız, o ülke gelişmiş, bu ülkede yoksulluk azalmış derler. Bu konularda akıntıya kürek çekmenin hiç bir anlamı yok” dedi.

Başbakan Yardımcısı Babacan, Türkiye 2002’de IMF’in 42. büyük ortağı iken bugün 20. büyük ortağı olduğunu ifade ederek, ”İnşallah mayıs 2013’te, 5 ay sonra bu borcu sıfırlıyoruz. Artık Türkiye uzun yıllardan sonra, IMF’ye borcunu sıfırlayan, hatta IMF kaynaklarına destek vermeye, borç vermeye başlayacak bir ülke olacak” diye konuştu.

”2002’den bu yana 112 milyar ödedik”

Bir yandan kalkınma için çaba gösterdiklerini, tarımı desteklediklerini, bankacılık sistemi için çalıştıklarını ifade eden Babacan, bir yandan da borç ödediklerini, 2002 Kasımından bu yana, batan bankalar ve kamu bankalarının görev zararı için 112 milyar dolar ödediklerini bildirdi. Babacan, 2010 yılı sonunda da bunu sıfırladıklarını söyledi.

Babacan, özel sektörün borcunun hep konuşulduğunu anımsattı. Özel sektörün dışarıya olan borcunun milli gelire oranının 2002’de yüzde 18,7 olduğunu belirten Babacan, en son rakamların 9 puanlık bir artışla yüzde 27,8’i gösterdiğini bildirdi. Babacan, ”Ama kamu borcunda da yaklaşık 40 puanlık bir düşüş var. 40 puanlık düşüşü hiç görmezden gelip, sadece özel sektörün borcu artıyor diye, sanki Türkiye’de borç sorunu varmış gibi sunmak da rakamlarla, gerçeklerle örtüşmüyor. Kaldı ki özel sektörün yurt dışında da varlıkları var. Kamunun net dış borcu Haziran sonu itibariyle sıfırlandı. Net dış borcunu sıfırlayan bir Türkiye var artık” diye konuştu.

Babacan, MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır’ın ”Genç işsizlik yüzde 20’ye ulaştı” dediğini anımsatarak, TÜİK raporlarına göre bu oranın yüzde 15,2 olduğunu kaydetti. Babacan, ”Avro bölgesinde 17 ülkeye baktığımızda genç işsizlik ortalaması yüzde 23,9. Bizde bu rakam 15.2” dedi.

Özelleştirme uygulamalarının eleştirildiğini belirten Babacan, ”MHP-DSP-ANAP koalisyon döneminde de pek çok özelleştirme yapıldı. Eğer bu yanlış bir şeyse, o dönemde siz niye yaptınız diye sormak lazım” diye konuştu.

TBMM Genel Kurulu’ndaki 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı üzerinde yapılan son konuşmalarda hükümet adına söz alan Babacan, Uludere’de 34 kişinin yaşamını yitirdiği olaya değindi.

Olayın acısını sadece oradaki ailelerin değil bütün Türk halkının hissettiğini dile getiren Babacan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın ailelerin acılarını paylaştığını anımsattı.

Hükümetin, acılı aileleri bir nebze de olsa teselli etmek için samimi adımlar attığını belirten Babacan, ailelere mevzuatın da ötesinde maddi ve manevi destek sağlandığını anlattı.

Olayla ilgili yargı süreçlerinin devam ettiğini kaydeden Babacan, şöyle konuştu:

”Uludere’deki hadisenin acıları başta hükümetimiz, partimiz ve grubumuz olmak üzere ırk, inanç, dil, din ayrımı olmaksızın toplumun her kesimi tarafından paylaşılmıştır. Uludere’nin acısı bu milletin ortak acısıdır. Bu ailelerin hissiyatı, milletin ortak hissiyatıdır. Bu hadisenin bir ayrışmanın, çatışmanın, hele hele istismarın aracı yapılması son derece tehlikelidir. Bu istismarı sadece BDP’de görmüyoruz, maalesef bu istismar kervanına CHP de katılıyor. Yaşanan acı üzerinden, akan kan üzerinden istismar siyaseti gütmek, fırsatçılığa girişmek en az yaşanan olay kadar acıdır. Bir vahim hadisenin kendi bağlamından koparılarak, özellikle de vicdan dairesinin dışına çıkarılarak sağduyudan uzak şekilde istismar ve fırsatçılık hırsıyla ele alınması bu acıyı dindirmez, tam tersine büyütür.

Uludere hadisesini ayrışmanın fırsatı olarak değil, bu tür hadiselerin yaşanmaması için acı bir tecrübe olarak görmek vicdani sorumluluktur. Terörle iç içe yaşayan, her an terör tehdidine maruz kalan, terörle büyük bir hassasiyetle mücadele eden bir ülkede, Uludere’yi bir fırsat olarak görmek, bunu siyasi istismar aracı yapmak sorumlu, sağlıklı siyaset olamaz. Unutmayalım ki daha önce biz bir Gediktepe vakası yaşadık. Sivil vatandaş zannedilenler terörist çıktı, şehitler verdik, bedel ödedik. İstismarcılar ve fırsatçılar ellerini çektiğinde, Uludere hadisesi çok daha hızlı bir şekilde aydınlanacaktır.”

Diyarbakır Cezaevi’nde yaşananlar

Başbakan Yardımcısı Babacan, 1980 ve sonrasında Diyarbakır Cezaevi’nde yaşanan işkence olaylarına da değindiği konuşmasında, cezaevinde yaşanan insanlık dışı muamelenin milletin hafızasında ve ortak vicdanında derin yara açtığını söyledi. Ali Babacan, ”Vicdanı olan, insanlıktan zerre eser taşıyan birinin Diyarbakır Cezaevi’nde yaşananları ve yaşatılanları onaylaması asla mümkün değildir” diye konuştu.

AK Parti’nin; pek çok mensubu benzer süreçlerden geçtiği için Diyarbakır Cezaevi’nde yaşananlarla empati kurabilen bir parti olduğunu dile getiren Babacan, hükümetin ne şekilde olursa olsun ret ve inkarın karşısında olduğunu vurguladı.

Hükümetin kuruluşunun ilk gününden itibaren ”işkenceye sıfır tolerans” konusunda kararlı olduğunu vurgulayan Babacan, ”Diyarbakır Cezaevi’nde yaşananlar ne kadar acıysa, bu acıyı bir başka acıyla örtmek, kanı kanla yıkamak, yanlışı yanlışla düzeltmeye çalışmak da o kadar isabetsiz bir yaklaşımdır” dedi.

Şiddet kimden gelirse gelsin mazur görülemeyeceğini de ifade eden Babacan, ”İşkencenin her türü insanlık dışıdır, ancak terör de insanlık dışı bir suçtur. Bir yanlış başka yanlışla düzeltilemez. Sebebi ne olursa olsun AK Parti’nin terörü meşru gösterme gibi bir yaklaşımı olamaz. Gayrimeşru yolları meşrulaştırmak gibi anlayışımız da olamaz” diye konuştu.

Tutuklu gazeteciler olarak adlandırılan kişilerin yargılandığı eylemleri sıralayan Babacan, bu kişilerin gazetecilik dışındaki faaliyetlerden yargılandığını söyledi. Darbe hazırlığının kamuoyu ayağı olduğuna dikkati çeken Babacan, kamuoyu oluşturma anlamında basının da rolü olduğunu, Türkiye’nin bunu gördüğünü ifade etti. Babacan, tutuklu gazetecilerin yargılandığı davaların sonuçlarının beklenmesi gerektiğini de dile getirdi.

”Reform sürecimiz ilham kaynağı oldu”

Türkiye’nin ekonomik ve siyasi başarılarının dünyada örnek gösterildiğini ifade eden Babacan, Türkiye’nin nüfusunun yüzde 99’u Müslüman olan, aynı zamanda daha iyi işleyen demokratik sisteme sahip ülke olduğunu vurguladı.

Demokrasiyle ekonominin birbirine paralel alanlar olduğuna işaret eden Babacan, Türkiye’nin kendi içinde yaşadığı reform sürecinin birçok ülkeye ilham kaynağı olduğunu söyledi. Babacan, Türkiye’nin demokrasi, insan hakları, özgürlük adına çaba ve gayret gösteren ülkelerin dönüşüm sürecine destek verdiğini kaydetti.

Bu rolün Türkiye’nin profilini çok yükselttiğini belirten Babacan, ”Türkiye’nin ekonomisi dünyada 16. sırada olabilir ama artık pek çok siyasi sıralamada, uluslararası etkinlik açısından Türkiye kimi durumda dünyanın en etkili 10, kimi durumda en etkili 5 ülkesinden biri olarak tanınıyor. Bu, hem ekonomik gücümüzün ve başarılarımızın ama aynı zamanda izlediğimiz doğru dış politikanın sonucu” dedi.

Türkiye’nin artık küresel aktör olduğunun altını çizen Babacan, Türkiye’nin, yaptığı her şeyle dünyaya örnek olmak durumunda olduğunu ifade etti. Türkiye’nin muhalefetiyle de örnek alınması gerektiğini dile getiren Babacan, ”Bunu bütçe görüşmelerinde maalesef gördük. Mutlaka alternatifler, öneriler geliştirmek gerekiyor. Bütün dünyanın kabul ettiği politikaları taşlayarak, eleştirerek bir yere varmak mümkün değil” diye konuştu.

Babacan, Türkiye’nin Afrika’daki büyükelçilik sayısının 32’ye ulaştığını, THY’nin dünyada en fazla ülkeye uçan havayolu olduğunu anlatarak, büyükelçilikler, dış ticaret ofisleri ve TİKA’nın dünyanın her yerinde Türkiye’nin profilini yükselttiğini vurguladı.

Türkiye’nin dünyanın birçok halkı tarafından sevilir hale geldiğini de belirten Babacan, ”Bugün Sayın Başbakanımız, Dışişleri Bakanımız, pek çok bakan arkadaşımız, tabii Cumhurbaşkanımız hangi ülkeye gitse devletlerin resmi törenleriyle karşılanmıyor, halkların coşkusuyla karşılanıyor. Sayın Başbakanımız hangi ülkeye gitse, o ülke halkının gönlünü nasıl kazandığını görürüz. Yüzlerce, binlerce, onbinlerce kişi her ülkede Türkiye için tezahüratta bulunuyor” diye konuştu.

TBMM Genel Kurulu’nda, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı üzerindeki son konuşmalarda, Hükümet adına söz alan Babacan, milliyetçiliğin, ülke borcunun milli gelirin yüzde 74’ünden yüzde 36’sına, yüzde 66’ya çıkmış faizlerin de yüzde 5,77’ye indirmek olduğunu söyledi. Babacan, ”Eğer milliyetçilik bu milleti, bu ülkeyi sevmekse bunu da rakamlarla görüyoruz, çok çok açık bir şekilde’ dedi.

Ekonomi ve finans alanında eleştirilerin çok dikkatli ve çok hesaplı-kitaplı yapılması gerektiğini vurgulayan Babacan, ”Bütün dünyanın artık, bütün Avrupa’nın kabul ettiği bir Türkiye ekonomisini, hele hele en sağlam noktalarından eleştirmeye çalışmak, bu eleştiriyi yapanlar adına bir güven kaybıdır, Türkiye muhalefeti adına da iyi bir tablo değildir” diye konuştu.

Babacan, kuvvetler ayrılığı ile ilgili tartışmalara da değinerek, bu kapsamda Anayasa’nın 125. maddesinin 4. fıkrasını okudu. Babacan, şunları söyledi:

”Bizim istediğimizde tam bu. Her kuvvetin kendi anayasal sınırları içerisine çekilmesi. Her taş kendi yerinde ağır. Yasama, yürütme ve yargı sistemin birbirine dengeleyen ve tamamlayan parçaladır. Kuvvetler ayrılığı ilkesi, devlet organları arasında çatışmanın gerekçesi, farklı kuvvetler arasındaki çekişmenin mazereti olarak da algılanmamalıdır. Yargının kendi yetki alanını kendi kendine genişletecek kararlar alması ve görev alanına girmeyen konularda kuvvetler ayrılığını mazeret gösterip yasama ve yürütmeye müdahil olması, böylesi bir gelişme, güvensizlik ve belirsizlik duygularını besleyeceği gibi keyfiliği, normatif bir değer haline de getirebilir. Sayın Başbakanımızın itirazları da bu çerçevede değerlendirilmelidir. Yargı erkleri kendi anayasal sınırları içinde uygulamaya bunu yansıtmalıdır.”

Babacan, konuyla ilgili daha önceki dönemlerden olumsuz tecrübeler bulunduğunu anımsatarak, 367 milletvekili bulunmadan Cumhurbaşkanı seçilemeyeceğine yönelik bir 367 vakasının yaşandığını, halkın yüzde 47’sinin oyunu almış iktidar partisinin kapatılmaya çalışıldığını ve 411 milletvekilinin oyuyla kabul edilen bir anayasa değişikliğinin iptalinin görüldüğünü söyledi.

Suriye politikası

Türkiye’nin en uzun sınırını paylaştığı Suriye halkının taleplerinin dikkate alınması, değişim sürecinin zararsız şekilde atlatılması için her türlü girişimde bulunduğunu anlatan Babacan, ancak tüm dostane uyarılara rağmen Suriye rejiminin reformları yapmak yerine oyalama taktikleriyle sorunun üstesinden gelebileceğini ve meseleyi baskıyla çözebileceğini zannettiğini kaydetti. Babacan, ”Ne zaman Esed rejimi halkına karşı silah doğrulttu, kadınları, masum sivilleri, çocukları katletmeye başladı, o zaman biz de Suriye halkının yanında yerimizi aldık. Zulümden kaçan Suriyeli kardeşlerimizin mezhebine, meşrebine bakmadan, dinine bakmadan kapılarımızı, evlerimizi en önemlisi gönüllerimizi açtık” dedi.

Babacan, ayrıca bu trajedinin sona ermesi ve akan kanın durması için de yoğun olarak çalıştıklarını söyledi.

Suriye meselesinin uluslararası toplumda hak ettiği ilgiyi görmesi için de büyük çaba sarf ettiklerini vurgulayan Babacan, şöyle devam etti:

”İşte Türkiye, Suriye Ulusal Koalisyonu’nu, Suriye halkının meşru temsilcisi olarak tanımış ve destek taahhüdünü yinelemiştir. Ama bunu tanıyan sadece Türkiye değildir. En son Marakeş’te yapılan toplantıda, 114 ülkenin ve 13 uluslararası kuruluşun katılımıyla yapılan Suriye Dostları Grubu’nun 4. toplantısında Suriye muhalefet ve devrimci güçler ulusal koalisyonunu Suriye halkının meşru temsilcisi olarak tanımıştır.

Yani dünyada artık büyük ekseriyette rejim değil, Suriye halkının gerçek temsilcileri bugün tanınmaktadır. Zaten kendi halkını uçaklarla bombalayan, sahilden harp gemileriyle kendi halkını bombalayan, hatta en son dönemde Scout füzelerini de kendi halkı üzerinde kullanmaya başlayan bir rejimin artık meşruiyeti kalmamıştır. Bu rejim artık gidicidir. Tamamen zamanlama meselesidir.”

Suriye yönetiminin her seviyesinde, özellikle de askeri kanatta her gün kaçışlar olduğunu ifade eden Babacan, muhalefetin ülkenin her bölgesinde etkinliğini artırdığını kaydetti. Babacan, ”Aciz kalan rejimin halkına karşı yürüttüğü bu kirli savaşa komşu ülkeleri müdahil kılmaya dönük niyetlerinin de farkındayız” dedi.

Patriot füzeleri

Türkiye olarak Suriye halkıyla kardeşlik hukukunun gereği olan dayanışmayı bundan sonra da devam ettireceklerini ifade eden Babacan, Suriye ile ilgili özellikle Patriot füzeleri konusunun sık sık gündeme geldiğini söyledi. Suriye’deki durumun ciddiyetini koruduğuna dikkati çeken Babacan, 3 Ekim’de düşen bomba nedeniyle Türkiye’nin 5 vatandaşını kaybettiğini anımsattı.

”Yine halkımızı ve topraklarımızı korumak sorumluluğumuz olduğu kadar meşru hakkımız’ diyen Babacan, hükümetin bu çerçevede tamamen savunma amaçlı olmak üzere üyesi olduğu NATO’dan, NATO çerçevesinde konuşlandırılacak Patriot füze savunma bataryalarının takviyesini istediğini ve 4 Aralık tarihinde de NATO Dışişleri Bakanları’nın NATO Konseyi’nde bu talebi onayladığını kaydetti.

Babacan, sürenin 1 yıl olduğunu ama gerekirse uzatılabileceğini belirterek, bu önlemlerin savunma amaçlı önlemler olduğunu söyledi. Babacan,”Onun ötesinde kimse bir şey aramamalıdır. Buradaki amacımız da Suriye’deki krizin daha fazla tırmanmasına engel olmaktır. Türkiye, Suriye krizinin barışçıl yollardan bir an önce çözümü amacıyla da yapmış olduğu girişimlerini bundan sonra da aynen kararlılıkla uygulamaya devam edecektir” dedi.

Babacan, İranlı yetkililerin açıklamalarına da değinerek, ”Kendisi 2 bin, 2 bin 500 kilometrelik füzelere sahipken, bu konuda bazı açıklamalar yapması, farklı bir tutum sergilemesi de kuşkusuz bizim için kabul edilemez” diye konuştu.

Dünyanın en büyük havaalanı yapılıyor…

hava-18ak

 

Bakan Yıldırım, Pegasus Hava Yolları 2023 vizyonu paylaşımı ve Pegasus ile Airbus işbirliği anlaşmasına ilişkin düzenlenen basın toplantısında yaptığı konuşmada, Türk sivil havacılığında yeni bir atılımı birlikte yaşandığını belirterek, ”2003 yılında göreve geldiğimizde sivil havacılıktaki manzaraya baktığımda bugün yaşadıklarımızın ne kadar önemli bir gelişme olduğunu görüyoruz. 2003 yılı Türkiye sivil havacılıkta maalesef beklenen atılımı yapamamış her seferinde ayakları yerden kesilecekken biri asılmış ayakları yere çivilemiş” diye konuştu.

Vecihi Hürkuş’un ilk yerli uçağı yaparken aynı akıbete uğradığını ve 1936’da Nuri Demirören’in bu akıbeti gördüğünü ve Türk sivil havacılığının gelişiminin yarım asır geride kaldığını ifade eden Yıldırım, şunları söyledi:

”Büyük Atatürk, ‘İstikbal göklerdedir’ diye tarihi hedefini göstermesine rağmen gizli bir el her seferinde Türk sivil havacılığının gelişmenin önündeki bütün fırsatları kaybettirmiştir. Havayolu halkın yolu olacaksa, sivil havacılığın serbestleşmesi şarttır. Vatandaşın seçme özgürlüğünün olması şarttır. Kimseye artık fabrika yemeği servisi yapamayız. Diri havacılık olması için nefesini ensenizde hissettiğiniz bir rakibinizin olması lazım. İç hatlar yolcu sayısı 61 milyonu aşmış bir ülkeden bahsediyoruz. Bu sayı 65 milyona aşacaktır. Dış hatlarda 65 milyonu bulan yolcu sayısı var.”

”Bilet işinde 10 dakika geç karar verirsen kazığı yersin”

Pegasus Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkanı Ali Sabancı’ya ”Oturdun para, kalktın para, nefes aldın para, bedava hiçbir hizmet yok” diyen Bakan Yıldırım, ”Aslında bu doğru bir şey. Her verilen bedava hizmet, 75 milyon vatandaşa bölünüyor herkes bir parça ödüyor. Hizmeti vereceksiniz, bedelini de alacaksınız” dedi.

Yıldırım, her gün 1.500’e yakın uçuşun bulunduğunu anımsatarak, ”Gelip bana tarifeleri soruyorlar. İnternet var, müracat edecek, telefonlar var açıp bakacaksın ama fazla oyalanmayacaksın. Seçme işinde 10 dakika geç karar verirsen kazığı yersin. Bizim oğlana bilet al dedim; 91 liradan başladı 131’e kadar çıktı” diye konuştu.

Sabancı’nın, yolcuların yüzde 74’ünün 10 liranın altında, yüzde 27’sinin 50 liranın altında uçurduğu ifadesini anımsatan Yıldırım, ”Demekki biz o yüzde 74’ün içinde yokuz, yüzde 27’nin hiç yokuz, en pahalı bilet alan yüzde 5 mutlu azınlıktan biriyim” ifadelerini kullandı.

Bakan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

”100 uçak ben göreve başladığımda sivil havacılığın ticari filosunun yüzde 67’sini oluşturuyordu. İkinci büyük taşıyıcı 100 sipariş veriyor. Birinci taşıyıcı kızıp 400 uçak sipariş edecek. Şimdi bu uçakları nereye koyacağız. Yeni havalimanı ve aktarma merkezine ihtiyaç var. Türkiye’nin zenginlik merkezlerini başka tarafa da yaymamız lazım. Bu havalimanı rehabilitasyon merkezi şeklindeydi. Issız, sessiz, gelen yok giden yoktu. Bu havalimanının yüzde 59’u Pegasus’a ait. Atatürk Havalimanının yüzde 69’u da büyük ağabeye ait. Burada bir fark yok. Pegasus, 2012’de 8 ülkeye 46 frekans, THY 35 ülke 160 frekansa ulaşmış. Bundan sonra oranladığında adaleti tam anlamıyla tesis etmişiz daha çok çalışıp kaliteyi arttıracaksınız. Biz de elimizdeki imkanları herkese vereceğiz. Biz herhangi bir firmaya ayrım yapmamız mümkün değil. Sektörde faaliyet gösterenler öz evladımızdır.”

”3. Havaalanı için bugünlerde ihaleye çıkıyoruz”

Yıldırım, Pegasus’un 2023’e hedef koyarak, 100 uçak alacağını belirterek, şunları kaydetti:

”Uçak alacağım deyip 12 milyar dolarlık sözleşmenin altına imza atıyor. Bu ülkedeki güven ve istikrarın güzlü siyasi idarenin ülkeyi nereye getirdiğini gösteriyor. Bu hedefleri koyarken bu günlerin geleceğini öngördük. 2023 hedeflerimizi kararlaştırırken ‘çok gerçekçi hedefler değil’ dediler. o günün hedeflerini çok daha öncesinden yakalayacağız dedim. 2015 yılı için Uluslararası Sivil Havacılık Örgütünün öngördüğü toplam misafir sayısı 55 milyondu. 10 yıl önce biz o noktaya geldik. Şimdi hedef 350 milyon. Buna karşılık uçak sayımız 750 adettir. Hava alanı kapasitemiz 400 milyon. Dünyanın en büyük havaalanını İstanbul’a yapıyoruz. Bugünlerde de ihaleye çıkıyoruz. Bu havalimanı devreye girdiğinde o zaman hiçbirinizin problemi kalmayacak istediğiniz kadar uçuş, ülkenin her yerine uçacağız. Halkın birbiriyle daha fazla sevgiyle saygıyla kucaklaşmasına sağlayacağız. ”

Bakan Yıldırım, Airbus ilişkilerinin AB ilişkilerinden daha fazla geliştiğini ifade ederek, ”İlk bölgesel havalimanını açtık. İkincisi Çukurova’da, üçüncüsü Ordu-Giresun arasında olacak” diye konuştu.

Köprü ve otoyolların özelleştirilmesine ilişkin de Bakan Yıldırım, ”Bu Türkiye’ye olan güveni gösteriyor. Bunlar yol, havaalanı, hızlı demiryolu olarak, hizmet olarak insanımıza geri dönecek. Her şeyi bütçeden yapamıyoruz.

Erdoğan, AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısında Konuştu

AK Parti 80. Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı Başbakan Erdoğan’ın konuşmasında öne çıkan konular.

  • Bizim arkadaşlarımız tribünlere oynamak sansasyon oluşturmak için değil millete hizmet için açıklama yapıyorlar.
  • Türkiye’de çok ciddi muhalefet boşluğu var, iktidar ne kadar önemli ise muhalefet de en az onun kadar önemlidir.
  • Muhalefet sadece saldırgan üslupla iktidara vurup vuruşturuyor, başka sermaye ve alt yapıları yok.
  • IMF’ye olan borcumuzu 23,5 Milyar dolardan 900 Milyon Dolara indirdik.
  • Bizim gündemimizde rekorlar varken muhalefet kısır döngüsü içinde gündemin dışına çıkmadı.
  • CHP bugüne kadar hiçbir yolsuzluk iddiasını belgelendiremedi.
  • Zorunlu tasarruf memurdan işçiden kesildi devlet milletine borçlu olamaz dedik 14 milyar lirayı biz ödedik.
  • 10 yıldır ülkede karşılıksız para basılmıyor bizim kitabımızda karşılıksız para basmak diye bir şey yok.
  • 500 bini aşkın konut inşası sadece TOKİ eli ile yürütülüyor.
  • Türkiye’de bulunan havalimanı sayısını 26’dan 48’e çıkardık.
  • Biz bölgesel milliyetçilik yapmadık, her yere aynı hizmetleri götürmeye devam edeceğiz.
  • Milletin tüm fertleri ile bu terör belasını çok samimi bir şekilde konuşmamız gerekiyor.
  • Bu ülkede terörün insanslık dışı faaliyetleri yetrince lanetlenmedi.
  • Medya mensupları silahlı mücadeleyi meşru gören BDP’yi görmezden geliyorlar.
  • Hukuk devreye girince BDP’yi mazlum olarak görüyorlar, bu ne biçim anlayıştır.
  • Hukuka, demokrasiye saygı göstermeyenler gidiyor BDP’ye saygı gösteriyor.
  • Barışın önündeki en önemli engel şiddetin kendisidir.
  • Hİçbir dini olmayan terör örgütüyle, başı secdeye değen aynı kefede olabilir mi?
  • 10 yıl boyunca teröre karşı olduğumuz kadar inkar ve asimilasyon politikalarını
  • Bizde bölgesel ayrımcılık olamaz 81 vilayetin hepsine üniversite açtık.
  • Bu ülkeyi daha da büyütmek için hep birlikte gönül gönüle mücadele edeceğiz.
  • Bizim medebşyetimizde ırkçılık, ayrımcılık yok olmaz.
  • Terör örgütünün nasıl bir hesabı varsa Allah’ın da bu aziz milletinde bir hesabı var.
  • Biz yola çıkarken 3 y prensibiyle çıktık yolsuzlukla, yoksulluk ve yasaklarla mücadele.